Gazze'de ateşkes ilan edilmesinin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen sağlık sistemi hâlâ çöküşün eşiğinde. Devam eden saldırılar, tıbbi yardımlara getirilen kısıtlamalar ve geciken tahliyeler nedeniyle Filistinliler hayatını kaybetmeye devam ediyor. Birleşmiş Milletler ve uluslararası yardım kuruluşlarının raporlarına göre, bölgedeki hastanelerin büyük bölümü ya kapalı ya da kısıtlı hizmet verebiliyor. Sağlık altyapısına yönelik saldırılar, ilaç ve tıbbi malzeme sıkıntısı, sağlık personelinin yetersizliği ve elektrik kesintileri, temel sağlık hizmetlerine erişimi neredeyse imkânsız hale getirmiş durumda.
Sağlık Sisteminin Çöküşünün Arka Planı
Gazze'de sağlık sisteminin çöküşü, yıllardır süren abluka ve çatışmaların bir sonucu. Ancak son bir yılda, ateşkese rağmen durum daha da kötüleşti. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, Gazze'deki hastanelerin sadece %30'u kısmen faaliyet gösterebiliyor. En büyük sağlık merkezlerinden biri olan Şifa Hastanesi, saldırılar sonucu büyük hasar gördü ve hizmet veremez durumda. Bölgedeki sağlık tesislerine yönelik saldırılar, uluslararası hukuk açısından savaş suçu olarak değerlendiriliyor; ancak saldırılar devam ediyor.
Tıbbi yardımlara getirilen kısıtlamalar, insani krizi derinleştiriyor. Mısır sınırındaki Refah Kapısı'ndan geçişler, güvenlik gerekçeleriyle sık sık kapatılıyor veya geciktiriliyor. Yardım konvoylarının içeri alınması saatler alabiliyor, bu da acil ihtiyaç duyulan ilaç ve malzemelerin zamanında ulaşmasını engelliyor. Ayrıca, yakıt kısıtlamaları nedeniyle jeneratörler çalıştırılamıyor, elektrik kesintileri hayati cihazların kullanımını imkânsız kılıyor. Bu koşullar altında, yaralılar ve kronik hastalar hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Geciken tahliyeler ise ayrı bir trajedi. Yaralıların ve ağır hastaların Gazze dışına tahliyesi için gereken izinler günler alabiliyor, hatta haftalar sürebiliyor. Bu süre zarfında birçok hasta hayatını kaybediyor. Özellikle kanser hastaları, böbrek yetmezliği olanlar ve yeni doğanlar için tahliye süreci kritik önem taşıyor. Ancak bürokratik engeller ve güvenlik endişeleri nedeniyle tahliyeler aksıyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi ve diğer kuruluşlar, tahliye süreçlerinin hızlandırılması çağrısında bulunuyor, ancak somut bir ilerleme sağlanamıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Gazze'deki sağlık krizi, sadece bölgesel değil küresel bir insani sorun olarak öne çıkıyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, defalarca ateşkese ve insani yardımlara tam erişim çağrısı yaptı, ancak çağrılar karşılık bulmadı. Uluslararası toplum, İsrail'e yönelik eleştirilerini artırıyor; insan hakları örgütleri, sağlık tesislerine yönelik saldırıların uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurguluyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi'nde yaşanan anlaşmazlıklar, etkili bir müdahaleyi engelliyor. ABD, İsrail'in kendini savunma hakkını vurgularken, Avrupa Birliği ülkeleri daha dengeli bir tutum izliyor ve insani koridorların açılmasını talep ediyor.
Mısır ve Katar gibi bölge ülkeleri, arabuluculuk çabalarını sürdürüyor. Mısır, Refah Kapısı üzerinden yardım girişini koordine ederken, Katar finansal destek sağlıyor. Ancak bu çabalar, ihtiyacın çok altında kalıyor. BM raporlarına göre, Gazze'ye giren yardım miktarı, ihtiyacın sadece %20'sini karşılayabiliyor. Sağlık sektörü için gereken 500 milyon dolarlık acil fonun sadece küçük bir kısmı toplanabildi.
Küresel sağlık kuruluşları, Gazze'deki durumun benzeri görülmemiş olduğunu belirtiyor. Dünya Sağlık Örgütü, bölgede salgın hastalık riskinin arttığına dikkat çekiyor; temiz suya erişim yok, kanalizasyon sistemleri çökmüş durumda. Kolera, tifo ve hepatit gibi hastalıkların yayılma riski yüksek. Ayrıca, aşı programları durdurulmuş durumda, bu da çocuklarda önlenebilir hastalıkların artmasına neden oluyor. Sağlık personelinin büyük kısmı ya yaralanmış ya da bölgeden ayrılmak zorunda kalmış; kalanlar ise neredeyse 24 saat çalışarak direnmeye çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'deki insani kriz, Türkiye'nin dış politikasında önemli bir yer tutuyor. Türkiye, Filistin halkına yönelik insani yardımları artırarak bölgede etkin bir aktör olmayı hedefliyor. Sağlık sisteminin çöküşü, Türkiye'nin gönderdiği tıbbi yardımların önemini artırıyor; ancak İsrail ile ilişkilerdeki gerilim, yardımların ulaştırılmasını zorlaştırıyor. Ayrıca, Türkiye'nin arabuluculuk girişimleri, bölgesel istikrar açısından kritik. Uzun vadede, Gazze'deki sağlık krizinin çözülmemesi, Doğu Akdeniz'de istikrarsızlığı derinleştirebilir ve Türkiye'nin enerji güvenliğini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, uluslararası platformlarda Filistin'in sağlık hakkını savunmaya devam edecek gibi görünüyor.