Gazze Şeridi'nde ateşkesin ilan edilmesinin üzerinden bir yıl geçti. Ancak bölgede yaşayan Filistinliler, ateşkesin kalıcı olmadığını ve günlük hayatlarında hiçbir iyileşme sağlamadığını belirterek, uluslararası topluma ve arabuluculara güvenlerini yitirmiş durumda. Bir yıl önce Mısır ve Katar'ın arabuluculuğuyla varılan ateşkes anlaşması, çatışmaların durmasını öngörüyordu. Ancak sahada durum hiç de öyle değil. Gazze'deki Filistinliler, "Bize yalan söylüyorlar" diyerek tepkilerini dile getiriyor. Ateşkesin kağıt üzerinde kaldığını, gerçek hayatta ise şiddetin, yıkımın ve insani krizin devam ettiğini söylüyorlar.
Ateşkesin Arka Planı ve Sahadaki Gerçekler
Bir yıl önce imzalanan ateşkes anlaşması, taraflar arasında karşılıklı ateşkesi, insani yardımların engelsiz geçişini ve esir takasını içeriyordu. Ancak anlaşmanın uygulanmasında ciddi aksaklıklar yaşandı. İsrail, güvenlik gerekçesiyle bazı bölgelerde operasyonlarını sürdürdüğünü savunurken, Filistinli gruplar da anlaşmanın kendilerine yönelik yükümlülüklerini yerine getirmediğini iddia ediyor. Gazze'deki yerel kaynaklara göre, ateşkese rağmen son bir yılda onlarca Filistinli hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Altyapı onarımları için vaat edilen fonlar bölgeye ulaşmadı. Elektrik kesintileri günlük hayatı felç ediyor, temiz suya erişim hala büyük bir sorun.
Birleşmiş Milletler ve diğer yardım kuruluşları, Gazze'ye insani yardım akışının hala yetersiz olduğunu raporluyor. Mısır sınırındaki Refah Kapısı'ndan geçişler zaman zaman kapanıyor, malzeme girişi keyfi uygulamalara tabi tutuluyor. Gazze'deki aileler, çocuklarının eğitimden mahrum kaldığını, sağlık hizmetlerine erişimin neredeyse imkansız olduğunu anlatıyor. Ateşkesin ilk aylarında bir miktar iyileşme görülse de, sonrasında durum tekrar kötüleşti. Halk, uluslararası toplumun sadece açıklama yaptığını, somut adım atmadığını düşünüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Güven Erozyonu
Gazze'deki ateşkesin sürdürülebilirliği, sadece bölge için değil, küresel diplomasi açısından da kritik. Ateşkesin başarısızlığı, arabuluculuk faaliyetlerine olan güveni sarsıyor. Katar ve Mısır'ın çabaları takdir toplasa da, taraflar üzerinde yeterli baskı kuramamaları eleştiriliyor. ABD ve Avrupa Birliği'nin tutumu ise çelişkili: Bir yandan ateşkesi desteklediklerini söylerken, diğer yandan İsrail'e yönelik eleştirilerde çekimser kalıyorlar. Bu durum, uluslararası hukukun ve insani değerlerin iki yüzlü bir şekilde uygulandığı algısını güçlendiriyor.
Bölgesel aktörler arasında da bir güven bunalımı var. Gazze'deki gruplar, Arap ülkelerinin kendilerini yalnız bıraktığını düşünüyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkelerin İsrail ile normalleşme süreçleri, Filistin davasına ihanet olarak görülüyor. Öte yandan, ateşkesin kalıcı olmaması, bölgede yeni bir çatışma dalgasının habercisi olabilir. İsrail'in sertlik yanlısı hükümetinin geleceği de belirsizliğini koruyor. Yaklaşan seçimler ve iç siyasi baskılar, İsrail'in Gazze politikasını etkileyebilir. Filistin tarafında ise Hamas ile El Fetih arasındaki bölünmüşlük, ortak bir strateji geliştirilmesini engelliyor.
Uluslararası toplumun Gazze'ye yönelik ilgisi de azalmış durumda. Ukrayna savaşı ve diğer küresel krizler, Gazze'yi gündemin arka sıralarına itti. Ancak Birleşmiş Milletler raporları, Gazze'nin hala insani bir felaket bölgesi olduğunu ortaya koyuyor. Yardım kuruluşları, fon sıkıntısı çektiklerini ve operasyonlarını küçültmek zorunda kaldıklarını belirtiyor. Bu da halkın umutsuzluğunu artırıyor. Gazze'deki gençler, geleceklerini görememekten şikayetçi. İşsizlik oranı yüzde 50'nin üzerinde, yoksulluk had safhada.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'deki ateşkesin bir yıl sonra hala kırılgan olması, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından önemli sonuçlar doğuruyor. Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bölgede etkili bir aktör olmayı sürdürüyor. Ancak ateşkesin kalıcı olmaması, Türkiye'nin arabuluculuk çabalarını zorlaştırıyor ve insani yardımların ulaştırılmasında lojistik engeller yaratıyor. Ayrıca, Gazze'deki istikrarsızlık, Doğu Akdeniz'deki güvenlik dengelerini ve enerji projelerini de etkileyebilir. Türkiye, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde bu tür krizlerin tekrarlanmasından endişe duyuyor. Kamuoyu ise hükümetten daha aktif bir diplomasi bekliyor.