7 Ekim 2023'te başlayan Gazze saldırılarının üçüncü yıldönümünde, Filistin topraklarında yaşanan soykırımın bilançosu ve ortaya çıkardığı gerçekler uluslararası toplumun gündeminde. Üç yıl boyunca süren yoğun bombalamalar, kara operasyonları ve insani yardımın engellenmesi sonucunda on binlerce sivil hayatını kaybetti, milyonlarca insan yerinden edildi. Bu süreç, sadece İsrail'in değil, ona destek veren Batılı güçlerin ve uluslararası sistemin de sorgulanmasına yol açtı.
Soykırımın Anatomisi: İsrail ve Batılı Destekçileri
İsrail, 7 Ekim 2023'te başlattığı saldırılarda Gazze'nin altyapısını sistematik olarak hedef aldı. Hastaneler, okullar, mülteci kampları ve sivil yerleşim birimleri bombalandı. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) yetkilileri, İsrail liderleri hakkında savaş suçu ve insanlığa karşı suç iddiasıyla soruşturma başlattı; ancak Batılı ülkelerin büyük bölümü İsrail'e yönelik yaptırım çağrılarına mesafeli durdu. ABD, Birleşik Krallık ve Almanya gibi ülkeler, askeri ve diplomatik desteklerini sürdürerek İsrail'in dokunulmazlığını pekiştirdi. Avrupa Birliği içinde ise İrlanda, İspanya ve Belçika gibi ülkeler Filistin devletini tanıma yönünde adımlar attı; fakat bu adımlar Birliğin ortak politikası haline gelemedi.
Üç yılın sonunda Gazze'deki insani kriz derinleşti: BM raporlarına göre nüfusun büyük kısmı gıda güvensizliği ve salgın hastalık riskiyle karşı karşıya. Su ve elektrik altyapısı çökmüş durumda. Uluslararası yardım kuruluşları, İsrail'in yardım konvoylarına izin vermemesi nedeniyle operasyonlarını yürütmekte zorlanıyor. Bu tablo, soykırımın sadece askeri değil, aynı zamanda kasıtlı bir yok etme politikası olduğunu gösteriyor.
Uluslararası Sistemin İflası ve Bölgesel Yansımalar
Gazze'de yaşananlar, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) etkisizliğini bir kez daha gözler önüne serdi. ABD'nin veto yetkisini defalarca kullanarak ateşkes çağrılarını engellemesi, uluslararası hukukun ve kurumların güvenilirliğini sarstı. Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) görülen soykırım davası devam ederken, kararların uygulanması için etkili bir mekanizma bulunmuyor. Bu durum, küresel yönetişimin çok kutuplu bir dünyada ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu.
Bölgesel düzeyde ise Gazze meselesi, Orta Doğu'da yeni ittifak ve gerilim hatları yarattı. İran, Suriye ve Lübnan'daki Hizbullah, İsrail'in saldırılarına karşı sınırlı misillemelerde bulundu; ancak tam kapsamlı bir bölgesel savaş patlak vermedi. Körfez ülkeleri, normalleşme anlaşmalarını askıya almak zorunda kaldı. Mısır ve Ürdün gibi ülkeler, mülteci akınından endişe ederek sınırlarını kapalı tuttu. Türkiye ise İsrail ile ticari ilişkilerini askıya aldı, insani yardım koridorlarının açılması için diplomatik girişimlerde bulundu.
Filistin meselesi, küresel kamuoyunda yeniden merkezi bir yer edindi. Dünya genelinde milyonlarca insan sokaklara çıkarak İsrail'e destek veren ülkelere baskı yaptı. Üniversitelerde Filistin'e destek gösterileri düzenlendi. Bu hareketlilik, Batılı hükümetlerin İsrail politikalarını sorgulamalarına yol açtı; ancak somut politika değişikliği sınırlı kaldı. Üç yılın sonunda Filistinliler hâlâ devlet olma yolunda ciddi engellerle karşı karşıya.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'deki soykırım, Türkiye'nin dış politikasında Filistin davasını yeniden öncelikli hale getirdi. Ankara, İsrail'e yönelik eleştirilerini sertleştirirken, Batılı müttefikleriyle bu konuda derin görüş ayrılıkları yaşadı. Türkiye, insani yardım ve diplomatik çözüm çağrılarıyla bölgesel liderlik iddiasını güçlendirdi; ancak İsrail ile ilişkilerin kopma noktasına gelmesi, Doğu Akdeniz'deki enerji ve güvenlik dengelerini etkiledi. ABD ile yaşanan gerilim, savunma sanayi iş birliklerini zorlaştırdı. Uzun vadede, Gazze meselesi Türkiye'nin Orta Doğu'da etkinliğini artırma fırsatı sunarken, Batı ile ilişkilerinde maliyet yaratmaya devam ediyor.