Gazze Şeridi'nde sağlık sistemi, İsrail ordusunun El-Aksa Şehitleri Hastanesi bünyesindeki ilaç deposunu imha etmesinin ardından çöküşün eşiğine geldi. Gazze Sağlık Bakanlığı, Cumartesi günü yaptığı açıklamada, bölgedeki tıbbi malzeme ve ilaç sıkıntısının kritik boyutlara ulaştığını ve mevcut durumun devam etmesi halinde sağlık hizmetlerinin tamamen durabileceği uyarısında bulundu. Bakanlık, İsrail güçlerinin hastaneye düzenlediği baskında deponun tamamen kullanılamaz hale geldiğini ve bu durumun hastanede tedavi gören yüzlerce yaralı ile kronik hastayı doğrudan etkilediğini duyurdu.
Gelişmenin Arka Planı
El-Aksa Şehitleri Hastanesi, Gazze'nin orta kesiminde yer alan Deir el-Balah bölgesinde hizmet veren en büyük sağlık kurumlarından biri olarak öne çıkıyor. İsrail ordusunun geçtiğimiz hafta boyunca bölgede yoğunlaştırdığı kara operasyonları sırasında hastane çevresinde şiddetli çatışmalar yaşanmış, hastane personeli ve hastalar sürekli olarak güvenlik endişesiyle karşı karşıya kalmıştı. Sağlık Bakanlığı yetkilileri, deponun imha edilmesiyle birlikte hastanenin acil servisinde kullanılan temel ilaçların ve anestezi malzemelerinin tükendiğini, cerrahi müdahalelerin riskli koşullarda gerçekleştirildiğini aktardı.
İsrail ordusu ise yaptığı yazılı açıklamada, operasyonun Filistinli silahlı grupların hastane bölgesini roket ve havan topu saldırılarında kullanması nedeniyle düzenlendiğini savundu. Ordunun açıklamasında, depoda silah ve mühimmat bulunduğu iddiasına yer verilse de bu iddialar bağımsız kaynaklarca doğrulanmış değil. Uluslararası insani yardım kuruluşları, hastanelere yönelik operasyonların uluslararası hukuk açısından ciddi ihlaller oluşturduğunu ve Gazze'deki sağlık sisteminin zaten aylardır süren abluka nedeniyle felç durumunda olduğunu vurguluyor.
Birleşmiş Milletler verilerine göre, Gazze'de 36 hastanenin yalnızca 11'i kısmen işlevsel durumda. Sağlık Bakanlığı, on binlerce yaralının tedavi ihtiyacı olduğunu ancak mevcut kapasitenin bu yükün altından kalkabilmesinin imkansız olduğunu belirtiyor. İsrail'in sınır kapılarına yönelik kısıtlamaları, yakıt ve tıbbi malzeme sevkiyatını neredeyse durma noktasına getirdi. Özellikle hastanelerde kullanılan jeneratörlerin çalıştırılması için gerekli olan dizel yakıtının tükenmesi, soğuk zincir gerektiren aşıların ve insülin gibi biyolojik ürünlerin bozulmasına yol açıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Gazze'deki sağlık krizi, sadece Filistin meselesinin insani boyutunu derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda bölgesel istikrarsızlığı da körüklüyor. Mısır ve Ürdün başta olmak üzere komşu ülkeler, sınırlarına yönelik göç dalgası tehdidiyle karşı karşıya. Filistinli yetkililer, uluslararası toplumun ateşkes çağrılarına rağmen İsrail'in operasyonlarını sürdürmesini, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin karar alma mekanizmasındaki tıkanıklığın bir sonucu olarak değerlendiriyor.
Bu durum, Ortadoğu'da zaten kırılgan olan dengeyi daha da bozuyor. İran destekli grupların kuzey cephesinde Hizbullah ile çatışmalar, Kızıldeniz'de Husilerin ticari gemilere saldırıları derken bölgesel savaş riski her geçen gün artıyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) yetkilileri, Gazze'deki durumun insani felaket boyutuna ulaştığını ve sağlık sisteminin çökmesinin telafisi olmayan sonuçlar doğuracağı konusunda ısrarla uyarıyor. Batılı ülkelerin bir kısmı İsrail'e koşulsuz destek verirken, aralarında İspanya ve İrlanda'nın da bulunduğu bazı Avrupa ülkeleri Filistin devletini tanıma adımları atarak dengeleri değiştirmeye çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki insani krize ve sağlık sisteminin çöküşüne ilişkin en net tutum alan ülkelerin başında geliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’i ‘soykırım yapmakla’ suçlayan açıklamaları ve Türkiye’nin Uluslararası Adalet Divanı’ndaki (UAD) Güney Afrika’nın açtığı davaya müdahil olma kararı, Ankara'nın Filistin davasına verdiği desteğin somut göstergeleri. Öte yandan Türkiye’nin bölgedeki etkinliği, insani yardımların ulaştırılmasında köprü rolü üstlenmesi ve Mısır ile koordinasyon içinde hareket etmesi, Ankara'yı bölgesel krizin çözümünde kilit aktörlerden biri haline getiriyor. Sağlık sisteminin çökmesi, Türkiye'nin de dahil olduğu uluslararası yardım koridorlarının önemini artırırken, Ankara'nın bu krizdeki pozisyonu, hem İslam dünyasındaki liderlik iddiasını hem de Doğu Akdeniz'deki jeopolitik ağırlığını güçlendiriyor. Türk dış politikasının Filistin meselesindeki net duruşu, bir yandan Batılı müttefiklerle gerilimlere yol açarken, diğer yandan Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak etki alanını genişletiyor.