Gazze, Lübnan ve İran, uluslararası toplumun enerji piyasaları ve seçimlere odaklandığı bir dönemde, bir türlü sona ermeyen bir şiddet sarmalının içinde sıkışmış durumda. Geçen hafta, sosyal medya üzerinden yapılan bir dizi savaş kışkırtması ve daha uygulanmadan bozulan ateşkeslerle geçti. Küresel aktörlerin ilgisizliği, bölge halklarını yalnız ve terk edilmiş hissettiriyor. Bu durum, sadece anlık çatışmaların değil, aynı zamanda on yıllardır süren bir istikrarsızlığın da yansıması.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları, Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarına misilleme olarak başlamıştı. Ancak daha sonra çatışma, Lübnan’daki Hizbullah ve Yemen’deki Husileri de içine alan bölgesel bir boyuta ulaştı. İran’ın da dolaylı olarak dahil olduğu bu çatışmalar, İsrail’in İran’ın Şam’daki büyükelçilik binasına düzenlediği saldırıyla daha da tırmandı. İran’ın bu saldırıya misilleme olarak İsrail’e yönelik insansız hava aracı ve füze saldırısı düzenlemesi, bölgeyi savaşın eşiğine getirdi. Bu gelişmeler, uluslararası güçlerin çatışmayı sınırlama çabalarını da baltaladı.
Gazze’de sivil kayıplar her geçen gün artıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, çatışmaların başlamasından bu yana 30 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti. Bu ölümlerin büyük bir kısmını kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Aynı zamanda, Lübnan sınırında Hizbullah ile yaşanan çatışmalar, binlerce kişinin yerinden edilmesine neden oldu. İran ise yaptırımlar altında ekonomik olarak zor durumdayken, bölgesel gerilim onu daha da yalnızlaştırdı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çatışmanın küresel boyutu, enerji piyasalarındaki dalgalanmalarla kendini gösteriyor. Petrol fiyatları, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğine ilişkin endişelerle yükseliyor. Ancak küresel güçler, özellikle ABD ve Avrupa Birliği, seçim dönemlerinde kendi iç sorunlarına odaklanmış durumda. Bu durum, Ortadoğu’da kalıcı bir barış girişiminin önünü tıkıyor. Ateşkes çağrıları sık sık yapılsa da, bu çağrılar uygulamaya konulmadan ihlal ediliyor.
Bölgesel olarak, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, çatışmanın kendi topraklarına sıçramasından endişe ediyor. Mısır ve Ürdün, Filistinli mülteci akınları konusunda endişeli. Türkiye ise hem diplomatik hem de insani yardım yoluyla çatışmalara müdahil olmaya çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze ve çevresindeki çatışmaların kendi güney sınırlarına yakın olması nedeniyle doğrudan etkileniyor. Bu durum, Türkiye’nin Arap ülkeleriyle olan bağlarını da şekillendiriyor. Ayrıca, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları ve deniz yetki alanları konusunda yaşanan anlaşmazlıklar, çatışmanın bir başka boyutunu oluşturuyor. Türkiye, İran ve İsrail arasındaki gerilimin tırmanması halinde bölgesel bir güç olarak arabuluculuk rolü üstlenebilir. Ancak bu durum, Türkiye’nin kendi güvenlik çıkarlarını da korumasını gerektiriyor. Sonuç olarak, Türkiye’nin hem diplomatik hem de askeri olarak çatışmanın sınırlı kalması ve insani krizin derinleşmemesi için çaba göstermesi bekleniyor.