Gazze Şeridi'ndeki hastaneler, akut oksijen tüpü sıkıntısıyla karşı karşıya kalırken, sağlık sistemi tam anlamıyla çöküşün eşiğinde. Filistinli sağlık yetkilileri, mevcut oksijen stoklarının yalnızca birkaç gün yeteceğini belirtirken, özellikle yenidoğan yoğun bakım ünitelerindeki prematüre bebekler ile solunum cihazlarına bağlı kritik hastaların yaşamı tehdit altında. İsrail'in ablukası ve yoğun bombardımanı sonucu elektrik, tıbbi malzeme ve yakıt temini neredeyse tamamen kesilmiş durumda; bu durum hastanelerin jeneratörlerle çalışmasını bile güçleştiriyor.
Oksijen Üretim Tesisleri Hizmet Dışı
Gazze'de oksijen ihtiyacı, daha önce Şifa Hastanesi'nde bulunan oksijen üretim tesisinden karşılanıyordu. Ancak İsrail ordusunun bu hastaneyi hedef alması ve yakıt ikmalini engellemesi sonucu tesis devre dışı kaldı. Alternatif olarak, dışarıdan getirilen oksijen tüplerinin de sınır kapılarından içeri sokulması, İsrail'in güvenlik gerekçeleriyle uyguladığı kısıtlamalar yüzünden büyük ölçüde engelleniyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) yaptığı açıklamada, Gazze'deki 35 hastanenin üçte ikisinin hizmet veremez durumda olduğunu, kalanların da ağır hasta yükü ve temel tıbbi malzeme eksikliğiyle mücadele ettiğini duyurdu.
BM insani yardım koordinatörlüğü (OCHA) verilerine göre, şu ana kadar en az 109 hastane ve sağlık merkezine saldırı düzenlendiği belirtiliyor. Bu saldırılarda 218 sağlık çalışanı yaşamını yitirirken, 115 ambulans kullanılamaz hale geldi. Sağlık çalışanları, ortopedik aciller, enfeksiyon hastalıkları ve savaş yaralanmaları nedeniyle hastanelerin kapasitesinin çok üzerinde hasta kabul etmek zorunda kaldığını, oksijenin yalnızca en kritik vakalara verilebildiğini aktarıyor. Birleşmiş Milletler genel sekreteri, bu tabloyu "insani felaketin derinleşen bir göstergesi" olarak nitelendirirken, uluslararası topluma acil ateşkes çağrısı yaptı.
İnsani Yardım Koridorlarının Yetersizliği
Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı üzerinden gönderilen insani yardım konvoyları, yalnızca çok sınırlı miktarda jeneratör yakıtı, gıda ve temel ilaç girişini sağlayabiliyor. Oksijen tüplerine yönelik talebin karşılanamaması, İsrail'in güvenlik önlemlerini gerekçe göstererek ağır tıbbi ekipmanların girişini engellemesiyle yakından ilişkili. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC), oksijen tüplerinin tam kapasiteyle doldurulabilmesi için hastanelere acil jeneratör ve güneş enerjisi panelleri tedarik etmeye çalışıyor; ancak konvoyların sürekli bombardıman riski altında hareket etmesi, operasyonları neredeyse imkânsız kılıyor. Gazze'deki sağlık yetkilileri, oksijen tedarikinin tamamen kesilmesi halinde, yoğun bakımdaki birçok hastanın hayatını kaybedeceği uyarısında bulunuyor.
Bölgedeki durum, sadece acil tıbbi müdahaleyi değil, aynı zamanda hastane altyapısının sürdürülebilirliğini de tehdit ediyor. Elektrik şebekesinin büyük ölçüde devre dışı kalması, soğuk zincir gerektiren aşılar ve ilaçların bozulmasına yol açarken, tıbbi atıkların bertaraf edilememesi, ikincil sağlık risklerini artırıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün son raporu, Gazze'de salgın hastalık riskinin her geçen gün arttığını ve kalan hastanelerin bu durumla başa çıkma kapasitesinin bulunmadığını ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'deki sağlık krizi, Türkiye'nin Filistin politikasını doğrudan ilgilendiren bir gelişme. Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasına verdiği destek ve bölgede insani krizlere yönelik insiyatifleriyle öne çıkıyor. Bu kriz, Türkiye'nin yıllardır savunduğu Filistin'de kalıcı ateşkes ve iki devletli çözüm vizyonunun haklılığını bir kez daha gösteriyor. Ankara'nın, uluslararası topluma yaptığı insani yardım çağrıları ve Refah Sınır Kapısı'na sağladığı diplomatik destek, Türkiye'nin bölgedeki etkinliğini artırıyor. Ayrıca, Türkiye'nin kamuoyunda Filistin'e yönelik güçlü bir duyarlılık bulunması, hükümetin daha aktif bir arabuluculuk rolü üstlenmesi için içeriden de baskı oluşturuyor. Bu tablo, Türkiye'nin hem insani yardım kuruluşları aracılığıyla sahadaki varlığını, hem de diplomatik girişimlerle bölgesel dengeleri etkileme kapasitesini ön plana çıkarıyor.