ABD'nin arabuluculuğunda sağlanan ve "atılım" olarak nitelendirilen Hamas'ın silahsızlandırılması anlaşmasının ardından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava saldırıları daha da yoğunlaştı. Son 48 saat içinde düzenlenen saldırılarda en az 51 Filistinli hayatını kaybetti, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 120'den fazla kişi yaralandı. Gazze'deki sağlık yetkilileri, İsrail ordusunun Han Yunus ve Refah bölgelerine düzenlediği saldırılarda sivil yerleşim yerlerinin hedef alındığını, enkaz altında kalanların olduğunu bildirdi. BM Yakın Doğu Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) ise bölgede insani durumun felaket boyutuna ulaştığı uyarısında bulundu.
Sözde Ateşkes: Silahsızlanma Anlaşması Neden Çöküyor?
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın geçtiğimiz hafta bölgeye yaptığı ziyaret sırasında duyurulan anlaşma, Hamas'ın elindeki silahları bırakması karşılığında İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarını durdurmasını öngörüyordu. İlk etapta tarafların anlaşmaya yaklaştığı yorumları yapılırken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun savaş kabinesi, anlaşmanın yalnızca geçici bir ateşkes içerdiğini, Hamas'ın tamamen imha edilmesi hedefinden vazgeçilmediğini açıkladı. Hamas yetkilileri ise İsrail'in anlaşmanın ruhuna aykırı şekilde saldırılarını sürdürdüğünü, bu durumun müzakere sürecini anlamsız kıldığını belirtti.
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) tarafından yapılan açıklamada, son saldırıların Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları'na ait olduğu öne sürülen "askeri hedeflere" yönelik olduğu savunuldu. Ancak sahadan gelen görüntüler, vurulan binaların arasında sivillerin yaşadığı apartmanların da bulunduğunu gösteriyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) ekipleri, hastanelerin yoğun bakım ünitelerinin dolduğunu, tıbbi malzeme sıkıntısının kritik seviyeye ulaştığını rapor etti.
Anlaşmanın açıklandığı ilk günlerde, Gazze sınırında yaşayan Filistinliler bir nebze umutlanmıştı. Ancak üç gün içinde İsrail savaş uçaklarının yeniden gökyüzünde belirmesi, ateşkesin kağıt üzerinde kaldığı gerçeğini ortaya çıkardı. Mısır ve Katar'ın arabulucu olarak devreye girme çabaları da şu ana kadar sonuçsuz kaldı. Tıbbi kaynaklar, özellikle Han Yunus'taki Avrupa Hastanesi'nin kapasitesinin iki katı hastaya hizmet vermeye çalıştığını, ameliyatların ağrı kesici ilaç olmadan yapıldığını aktarıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Savaşın Gölgesinde Diplomasi
Bu gelişme, uzun süredir devam eden çatışmanın tırmanma riskini artırıyor. İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları, başta Mısır ve Ürdün olmak üzere bölge ülkelerinde büyük tepki çekiyor. Kahire yönetimi, İsrail'in anlaşmaya uymadığını ve 1979'dan bu yana imzalanan barış anlaşmasının ruhunun ihlal edildiğini dile getiriyor. Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen el-Safedi, yaptığı yazılı açıklamada, "Gazze'de akan kan, tüm bölgeyi istikrarsızlığa sürüklüyor" ifadelerini kullandı.
Batılı ülkelerden de farklı sesler yükseliyor. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, İsrail'i orantısız güç kullanmakla eleştirirken, ABD yönetimi İsrail'in kendini savunma hakkını destekleme çizgisinde. ABD Başkanı Joe Biden, ani bir açıklamayla ateşkesin korunması çağrısında bulundu ancak İsrail'e yönelik askeri yardım paketinin devam edeceğini de duyurdu. Bu durum, Washington'ın arabuluculuk rolünün güvenilirliğini zedeliyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) acil toplantı talebi gündemde. Rusya ve Çin, İsrail'in tutumunu kınayan ortak bir bildiri taslağı hazırladı; ancak ABD'nin veto tehdidi, kararın çıkmasını engelliyor. Bu da BM'nin çatışmayı durdurma konusundaki etkisizliğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Yemen'deki Husilerin, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarına tepki olarak Kızıldeniz'deki ticari gemilere saldırma ihtimali, küresel deniz ticaretini tehdit eden yeni bir kriz senaryosu olarak masada.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki gelişmeleri yakından izliyor ve Filistin davasına verdiği desteği her platformda dile getiriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sert eleştirileri ve Türkiye'nin Hamas'la kurduğu diyalog, İsrail ile ilişkilerin normalleşme sürecini sekteye uğratabilir. Bu durum, Doğu Akdeniz'deki enerji iş birliği projelerini ve savunma sanayii anlaşmalarını olumsuz etkileyebilir. Öte yandan Türkiye, Gazze'ye insani yardım ulaştıran öncü ülkelerden biri olarak bölgedeki nüfuzunu artırıyor. Bu kriz, Türkiye'nin bölgesel arabuluculuk rolünü güçlendirebilir, ancak Batı ittifakındaki konumunu da zorlayabilir. Ankara'nın, Müslüman toplum nezdindeki prestijini korumak için daha aktif bir diplomasi izlemesi beklenir.