İsrail’in Gazze’ye yönelik son saldırıları, birçok gözlemci tarafından anlık bir askeri operasyon olarak yorumlansa da, Middle East Eye’da yayımlanan kapsamlı bir analiz, bu saldırıların aslında on yıllar öncesine dayanan sistematik bir planın parçası olduğunu ortaya koyuyor. Analize göre, İsrail’in Filistinlilere yönelik topyekûn şiddeti, 1948’deki Nakba’dan bu yana kesintisiz devam eden bir sürecin son halkası. Gazze’de yaşananlar bir sapma veya aşırılık değil, aksine İsrail’in kuruluş felsefesinin ve genişlemeci politikalarının doğal bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
Planlı bir soykırımın izleri
Makale, İsrail’in Gazze’de uyguladığı politikaların, 1950’lerden itibaren devlet düzeyinde tartışılan ve planlanan bir ‘transfer’ yani zorunlu göç stratejisinin parçası olduğunu belirtiyor. İsrailli tarihçi Benny Morris’in de belgelediği gibi, David Ben-Gurion’dan başlayarak birçok İsrail lideri, Filistin nüfusunun büyük ölçüde azaltılması gerektiği fikrini benimsemişti. Gazze’deki abluka, yerleşim birimlerinin genişletilmesi ve sivil altyapının hedef alınması, bu uzun vadeli planın uygulamaya konmuş halleri olarak görülüyor. Özellikle 2014 ve 2021’deki büyük saldırıların ardından geliştirilen ‘dahiya doktrini’ (düşman mahallesinin yok edilmesi) ve günümüzde kullanılan ‘generallerin planı’ gibi kavramlar, soykırımın sistematik bir şekilde hayata geçirildiğini kanıtlıyor.
Uluslararası hukuk ve bölgesel yansımalar
Saldırıların boyutu, Birleşmiş Milletler ve uluslararası mahkemeler nezdinde savaş suçu ve soykırım iddialarını gündeme taşırken, İsrail’in en büyük destekçisi ABD’nin tutumu da sorgulanıyor. Arap dünyasında ise İsrail’le normalleşme süreçlerinin (Abraham Anlaşmaları) Gazze katliamı karşısında büyük bir darbe aldığı ve Filistin davasının yeniden bölgenin merkezine oturduğu görülüyor. Mısır ve Ürdün gibi komşu ülkeler, kendi iç kamuoylarının baskısıyla İsrail’le ilişkilerini yeniden gözden geçirmek zorunda kalıyor. Ayrıca İran ve Hizbullah gibi aktörlerin tehdit dilinin sertleşmesi, bölgesel bir savaş riskini de beraberinde getiriyor. Makale, İsrail’in uzun vadeli planının bölgeyi daha da istikrarsızlaştıracağı ve Filistin sorununun çözümünü imkânsız hale getireceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze’deki soykırım suçlamaları karşısında en sert tepki veren ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’i ‘terör devleti’ olarak nitelendirmesi ve ticari ambargo uygulaması, Ankara’nın bu krizdeki pozisyonunu netleştiriyor. Ancak bu durum, Türkiye’nin hem Batılı müttefikleriyle (özellikle ABD) hem de normalleşme sürecinde olduğu İsrail’le ilişkilerinde ciddi gerilimlere yol açıyor. Bölgesel düzeyde, Müslüman Kardeşler bağlantılı aktörler ve Filistin davasına verilen destek, Türkiye’nin Arap kamuoyundaki elini güçlendirirken, İsrail’le yaşanan kriz Doğu Akdeniz’deki enerji işbirliğini de sekteye uğratabilir. Türkiye, bu krizde Filistin davasının uluslararası gündemde kalmasını sağlamak ve İsrail’in yargılanması için diplomatik girişimlerini sürdürüyor.