Gazze Barış Planı çerçevesinde, sivillerin korunması ve insani yardımın sağlanması konusunda Barış Konseyi ile Uluslararası İstikrar Gücü'nün yasal sorumlulukları tartışılıyor. Uluslararası hukuk uzmanları, bu yapıların korunan kişilere yönelik yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda ciddi hukuki sonuçlarla karşılaşabileceğini belirtiyor. Peki, bu sorumluluklar tam olarak neleri kapsıyor?
Barış Konseyi ve İstikrar Gücü'nün Yükümlülükleri
Gazze Barış Planı, savaşın sona ermesinin ardından bölgede istikrarı sağlamak üzere iki ana yapıyı öngörüyor: Barış Konseyi ve Uluslararası İstikrar Gücü. Barış Konseyi, siyasi ve idari kararlardan sorumlu olacak; Uluslararası İstikrar Gücü ise güvenliğin sağlanması ve insani yardımların dağıtılmasında görev alacak. Ancak bu yapıların, uluslararası insancıl hukuk kapsamında “korunan kişiler” statüsündeki sivillere karşı yükümlülükleri henüz netleşmiş değil.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin tanımına göre korunan kişiler, silahlı çatışma durumunda özellikle savunmasız olan ve özel koruma altına alınması gereken bireylerdir. Bunlar arasında çocuklar, kadınlar, yaşlılar, hastalar ve yaralılar bulunur. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi, işgalci gücün bu kişilerin temel haklarını garanti altına almasını şart koşar. Gazze'de işgalci güç olarak kimin tanımlanacağı ise tartışmalıdır. İsrail, 2005'te Gazze'den çekildiğini savunsa da, Birleşmiş Milletler ve pek çok hukukçu, abluka ve kontrol nedeniyle Gazze'nin hâlâ işgal altında olduğunu kabul eder. Dolayısıyla Barış Konseyi ve İstikrar Gücü'nün, işgalci gücün yükümlülüklerini devralıp devralmayacağı belirsizdir.
Planın detayları incelendiğinde, Barış Konseyi'ne geniş yetkiler verildiği görülüyor: yasama, yürütme ve yargı yetkileri. Bu durumda, sivillerin yaşam hakkı, gıda, su, sağlık ve barınma gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmasından doğrudan sorumlu olacak. Uluslararası İstikrar Gücü ise güvenlik operasyonlarını yürütürken, sivillere zarar vermeme, ayrım gözetme ve ölçülülük ilkelerine uymak zorunda. Aksi halde savaş suçu işlemiş sayılabilirler.
Uluslararası Hukuk ve Sorumluluk
Uluslararası hukukta, bir bölgede fiili kontrol sağlayan aktörler, o bölgedeki sivillerin refahından sorumludur. Bu ilke, 1949 Cenevre Sözleşmeleri ve 1977 Ek Protokolleri'nde yer alır. Barış Konseyi ve İstikrar Gücü, eğer Gazze'de etkin kontrolü sağlarsa, bu yükümlülükleri yerine getirmekle yükümlü olacak. Ancak bu yükümlülüklerin nasıl uygulanacağı ve denetleneceği konusunda belirsizlikler var.
Örneğin, insani yardımların engellenmesi, tıbbi malzemeye erişimin kısıtlanması veya keyfi gözaltılar, uluslararası hukuka aykırılık teşkil eder. Barış Konseyi'nin bu tür eylemlerden sorumlu tutulması için bağımsız bir denetim mekanizması bulunmuyor. Ayrıca, Uluslararası İstikrar Gücü askerlerinin dokunulmazlığı, hesap verebilirliği zayıflatabilir. Bu nedenle, planın uygulanmasında şeffaflık ve hesap verebilirlik kritik önem taşıyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Filistin topraklarında işlenen suçlar üzerinde yargı yetkisine sahip. Eğer Barış Konseyi veya İstikrar Gücü yetkilileri savaş suçu işlerse, UCM önünde yargılanabilirler. Ancak ABD ve İsrail'in UCM'ye karşı tutumu göz önüne alındığında, bu olasılık düşük görünüyor. Yine de uluslararası toplumun baskısı, sorumluluk mekanizmalarını harekete geçirebilir.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
Gazze Barış Planı, sadece bölgesel değil küresel dengeleri de etkileyecek. Barış Konseyi'nde kimlerin yer alacağı, güç dağılımını belirleyecek. ABD, Avrupa ülkeleri ve Arap devletlerinin temsil edilmesi bekleniyor. Bu durum, planın meşruiyetini artırabilir veya azaltabilir. Özellikle Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkı konusundaki belirsizlik, tepkilere yol açabilir.
Uluslararası İstikrar Gücü'nün kompozisyonu da önemli. NATO ülkeleri, Arap Birliği üyeleri veya BM barış gücü askerleri görev alabilir. Türkiye, bölgede etkin bir aktör olarak, bu güçte yer almak isteyebilir. Ancak İsrail ile yaşanan gerilim, Türkiye'nin katılımını zorlaştırabilir. Yine de Türkiye, insani yardım ve yeniden inşa süreçlerinde rol alarak nüfuzunu artırabilir.
Planın başarısı, büyük ölçüde tarafların işbirliğine bağlı. Hamas'ın silahsızlandırılması ve siyasi sürece entegrasyonu, kilit konular arasında. Ayrıca, İsrail'in güvenlik endişeleri ile Filistinlilerin hakları arasında denge kurulması gerekiyor. Bu denge sağlanamazsa, çatışmaların yeniden başlaması riski var.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze Barış Planı, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından hem fırsatlar hem de zorluklar içeriyor. Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bölgede kamuoyu nezdinde itibar sahibi. Ancak İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi sürecinde, Barış Konseyi'nde yer almak dengeyi bozabilir. Uluslararası İstikrar Gücü'ne asker katkısı, Türkiye'nin bölgesel güvenlik mimarisinde söz sahibi olmasını sağlayabilir. Öte yandan, insani yardım koridorlarının güvenliği ve yeniden inşa ihaleleri, Türk şirketleri için ekonomik fırsatlar yaratabilir. Ancak olası bir askeri angajman, Türkiye'yi İsrail ile karşı karşıya getirebilir. Bu nedenle Türkiye, diplomatik kanalları önceliklendirerek, insani boyutu öne çıkaran bir strateji izlemeli. Planın başarısı, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve Filistin halkının refahı için kritik.