G7 ülkelerinin dışişleri bakanları, Yemen'deki Husi hareketine Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını derhal durdurma çağrısı yaparken, İran'a da bu gruba silah sağlamayı bırakma uyarısında bulundu. Bakanlar, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nde uluslararası deniz ticaretini hedef alan saldırıların kabul edilemez olduğunu vurguladı. Ortak açıklamada, Husilerin bölgede istikrarı bozan eylemlerinin sona erdirilmesi ve İran'ın Yemen'e yönelik silah sevkiyatının durdurulması gerektiği belirtildi. Bu gelişme, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun Yemen'de yedi yılı aşkın süredir devam eden çatışmalarında kritik bir dönemeçte yaşandı.
Gelişmenin Arka Planı
Yemen'de 2014 yılında başlayan iç savaş, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 2015'te Husi hareketine karşı askeri müdahalesiyle bölgesel bir boyut kazandı. İran destekli olduğu belirtilen Husiler, son yıllarda Suudi Arabistan'ın petrol tesislerine ve sivil yerleşim bölgelerine yönelik insansız hava araçları ve balistik füzelerle saldırılar düzenliyor. Bu saldırılar, küresel enerji arz güvenliğini tehdit ederken, Kızıldeniz'deki deniz ticaret yollarını da riske atıyor. G7'nin son açıklaması, Husilerin 2021'den bu yana artan deniz saldırılarının ardından geldi. Bakanlar, bu eylemlerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve bölgesel güvenliği ciddi şekilde sarstığını ifade etti.
İran'ın Husilere silah sağladığı iddiaları, Birleşmiş Milletler raporlarında da yer almıştı. G7, Tahran yönetimini bu tür faaliyetlerden vazgeçmeye çağırarak, aksi halde ek yaptırımların gündeme gelebileceği sinyalini verdi. Öte yandan, Husiler ise saldırılarını Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik müdahalesine karşı meşru müdafaa olarak nitelendiriyor. Ancak G7, bu argümanı reddederek, sivil hedeflere ve ticari gemilere yapılan saldırıların hiçbir şekilde haklı gösterilemeyeceğini vurguladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kızıldeniz, dünya deniz ticaretinin yaklaşık %12'sinin geçtiği stratejik bir su yolu. Husi saldırıları nedeniyle birçok gemi rotasını değiştirmek zorunda kaldı, sigorta maliyetleri arttı ve küresel tedarik zincirlerinde aksamalar yaşandı. Bu durum, başta Avrupa ve Asya olmak üzere enerji ithalatçısı ülkeleri olumsuz etkiliyor. G7'nin çağrısı, sadece Suudi Arabistan'ın güvenliğini değil, aynı zamanda uluslararası deniz ticaretinin serbestliğini korumayı amaçlıyor. Bakanlar, tüm tarafları diyalog yoluyla çözüm bulmaya davet ederken, Yemen'deki insani krizin derinleşmemesi için çaba gösterilmesi gerektiğini belirtti.
İran ile Batı arasındaki gerilim, nükleer anlaşma müzakerelerinin tıkandığı bir dönemde yeniden tırmanıyor. G7'nin Husilere yönelik tutumu, Tahran'a karşı ortak bir cephe oluşturma çabası olarak yorumlanıyor. Ayrıca, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını artırması ve İngiltere'nin deniz güvenliği için ek destroyer göndermesi, krizin askeri boyutunu gözler önüne seriyor. Rusya ve Çin'in ise konuya daha temkinli yaklaştığı, doğrudan taraf olmaktan kaçındığı görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
G7'nin Husi saldırılarına yönelik çağrısı, Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını yakından ilgilendiriyor. Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki istikrarsızlık, Türkiye'nin Asya ve Afrika ile ticaretini olumsuz etkiliyor; enerji ithalatında alternatif yollar arayan Ankara için deniz güvenliği kritik önemde. Ayrıca, Türkiye-İran ilişkileri ve Suudi Arabistan ile normalleşme süreci, bu denklemde hassas bir denge gerektiriyor. Türkiye, Husilerle doğrudan temas kuran az sayıda ülkeden biri olarak, arabuluculuk rolü üstlenebilir. Ancak Batı'nın İran'a yönelik baskısı, Ankara'nın manevra alanını sınırlayabilir. Bölgede kalıcı barış için Türkiye'nin diplomatik girişimleri desteklemesi, hem ekonomik hem de güvenlik açısından hayati görünüyor.