Fransa'da siyasi parçalanma ve aşırı sağın yükselişi tartışılırken, Londra Queen Mary Üniversitesi'nden Modern Fransa Tarihçisi ve Liberal Sanatlar Öğretim Görevlisi Dr. Andrew Smith, katılımcı demokrasinin güçlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Smith, Marine Le Pen ve Ulusal Ralli'nin erken cumhurbaşkanlığı anketlerindeki güçlü konumunun kaçınılmaz bir aşırı sağ zaferi olarak görülmemesi gerektiğini belirtiyor. Carys Garland'ın programına konuk olan Smith, Fransa'daki siyasi tablonun karmaşıklığına dikkat çekiyor.
Siyasi parçalanmanın arka planı
Fransa, son yıllarda geleneksel merkez partilerin erimesi ve siyasi yelpazenin uçlara kaymasıyla karakterize edilen bir dönemden geçiyor. 2017 seçimlerinde Emmanuel Macron'un La République En Marche (LREM) hareketiyle merkezde yeni bir denge kurma çabası, 2022 seçimlerinde aşırı sağın oy oranını yüzde 41'e taşımasıyla sarsıldı. 2024 erken genel seçimleri ise sol ittifak Yeni Halk Cephesi'nin (NFP) birinci, Macron'un ittifakının ikinci, Ulusal Ralli'nin (RN) üçüncü sırada kalmasıyla sonuçlandı; ancak hiçbir grup mutlak çoğunluğu elde edemedi. Bu durum, Fransa'da 'askıda parlamento' olarak nitelendirilen bir siyasi tıkanıklığa yol açtı. Smith'e göre, bu parçalanma sadece bir kriz değil, aynı zamanda demokratik katılımı yeniden düşünmek için bir fırsat.
Dr. Smith, RN'nin anketlerdeki liderliğinin yapısal nedenlerle açıklanması gerektiğini vurguluyor: ekonomik eşitsizlik, göçmen karşıtı söylemlerin normalleşmesi ve merkez sol ile merkez sağın seçmen tabanını kaybetmesi. Ancak Smith, bu durumun 'kaçınılmaz' olmadığını, katılımcı demokrasi mekanizmalarının devreye sokulmasıyla aşırı sağın yükselişinin durdurulabileceğini belirtiyor. Katılımcı demokrasi, vatandaşların karar alma süreçlerine doğrudan katılımını içeren uygulamalar bütünü olarak tanımlanıyor; örneğin yerel meclisler, vatandaş jürileri, referandumlar ve dijital platformlar. Smith, Fransa'nın güçlü bir sivil toplum geleneğine sahip olduğunu, ancak bu potansiyelin yeterince kullanılmadığını ifade ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Fransa'daki siyasi gelişmeler, Avrupa Birliği'nin geleceği açısından da kritik önem taşıyor. Fransa, AB'nin kurucu üyesi ve Almanya ile birlikte motor gücü. Aşırı sağın yükselişi, AB'nin genişleme, göç ve iklim politikalarında daha korumacı ve milliyetçi bir dönüşe işaret edebilir. Özellikle RN'nin AB karşıtı söylemleri ve NATO'dan çıkış çağrıları, Avrupa güvenlik mimarisini sarsabilir. Smith, Fransa'nın iç siyasetindeki parçalanmanın sadece ulusal değil, küresel bir trendin parçası olduğunu belirtiyor: Batı demokrasilerinde merkez partilerin erimesi, kutuplaşma ve popülist hareketlerin güç kazanması. ABD'de Donald Trump'ın yeniden seçilmesi, İtalya'da Giorgia Meloni'nin başbakanlığı, Hollanda'da Geert Wilders'ın yükselişi bu trendin örnekleri. Smith, katılımcı demokrasinin bu trende karşı bir panzehir olabileceğini, ancak bunun için siyasi iradenin ve kurumsal reformların gerekli olduğunu söylüyor.
Fransa'da 2027 cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken, sol ve merkez partilerin ortak aday çıkarma çabaları sürüyor. Ancak Smith, sadece seçim ittifaklarının yeterli olmadığını, vatandaşların siyasete güvenini yeniden tesis edecek yapısal değişikliklerin şart olduğunu vurguluyor. Katılımcı demokrasi önerileri arasında anayasal referandum, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve seçim sisteminin nispi temsile yakınlaştırılması bulunuyor. Smith, bu tür reformların aşırı sağın 'sistem karşıtı' söylemini zayıflatabileceğini, çünkü vatandaşların sesini duyurabileceği kanallar açıldığında radikal partilere yönelimin azalabileceğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'daki siyasi parçalanma ve aşırı sağın yükselişi, Türkiye-AB ilişkileri açısından yakından izlenmeli. Fransa, Türkiye'nin AB üyelik sürecinde kritik bir aktör; aşırı sağın güçlenmesi, Türkiye karşıtı söylemlerin artmasına ve AB'nin genişleme politikalarının daha da yavaşlamasına yol açabilir. Ancak katılımcı demokrasi tartışmaları, Türkiye'deki demokrasi ve sivil toplum algısına dolaylı etki edebilir. Ayrıca Fransa'nın NATO içindeki konumu ve savunma politikaları, Türkiye'nin Avrupa güvenlik mimarisindeki rolünü etkileyebilir. Türkiye, Fransa'daki siyasi gelişmeleri dikkatle izleyerek, olası bir aşırı sağ iktidarın Avrupa Birliği ve NATO politikalarına etkilerine hazırlıklı olmalı.