Fransa'da 13 yaşındaki Lyhanna'nın öldürülmesi, ülkenin çocuk koruma ve adalet sistemindeki derin yapısal sorunları bir kez daha gündeme taşıdı. Olay, sadece bir aile trajedisi değil; yıllardır uyarılan ancak reforme edilemeyen bir sistemin çöküşünün simgesi haline geldi. 'Face à l'inceste' destek ve savunuculuk grubunun başkanı ve eski Ciivise eş direktörü Solène Podevin-Favre, Lyhanna'nın ölümünün izole bir vaka olmadığını, aksine defalarca tespit edilip belgelenen 'sistemik bir başarısızlığın' son halkası olduğunu vurguluyor.
Gelişmenin arka planı: Lyhanna vakası ve sistemik başarısızlıklar
Lyhanna, ailesi tarafından defalarca yetkililere bildirilen istismar ve ihmale rağmen korunamadı. Olay, Fransız adalet sisteminin çocukları koruma konusundaki yetersizliğini bir kez daha gözler önüne serdi. Podevin-Favre'ye göre, benzer vakalar yıllardır raporlanıyor ancak sistem, kurumlar arası koordinasyon eksikliği, yetersiz kaynak ve bürokratik engeller nedeniyle çocukları etkin bir şekilde koruyamıyor. Lyhanna'nın ölümü, bu sorunların en trajik sonuçlarından biri olarak kayıtlara geçti.
Fransa'da çocuk istismarı vakalarının sayısı endişe verici boyutlara ulaşmış durumda. Her yıl binlerce çocuk istismara uğruyor, ancak çoğu vaka adli makamlara ulaşmıyor veya ulaştığında yeterli takip yapılamıyor. Uzmanlar, yargıçların ve sosyal hizmet uzmanlarının aşırı iş yükü altında ezildiğini, bu nedenle risk altındaki çocukların yeterince izlenemediğini belirtiyor. Ayrıca, mahkemelerin çocukların ifadelerine yeterince ağırlık vermemesi ve aile mahkemelerinin genellikle ebeveyn haklarını çocuğun güvenliğinden üstün tutması da sistemik bir sorun olarak öne çıkıyor.
Bölgesel veya küresel boyut: Avrupa'da çocuk koruma krizi
Lyhanna vakası, yalnızca Fransa'ya özgü bir sorun değil. Avrupa genelinde birçok ülke, çocuk koruma sistemlerinde benzer sıkıntılar yaşıyor. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi, çeşitli Avrupa ülkelerini çocuk istismarıyla mücadelede yetersiz kalmakla eleştiriyor. Özellikle pandemi döneminde artan aile içi şiddet ve çocuk istismarı vakaları, mevcut sistemlerin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu. Avrupa Birliği, üye ülkelerde çocuk koruma standartlarını yükseltmek için çeşitli girişimlerde bulunsa da, uygulamada büyük farklılıklar devam ediyor.
Fransa'da Lyhanna'nın ölümünün ardından başlatılan soruşturma, adalet sistemindeki açıkların kapatılması yönünde çağrıları beraberinde getirdi. Sivil toplum kuruluşları, çocuk istismarı vakalarının daha hızlı ve etkin bir şekilde ele alınması için mahkemelerde uzmanlaşmış birimlerin kurulmasını, sosyal hizmetlere ayrılan kaynakların artırılmasını ve yargıçların çocuk psikolojisi konusunda eğitilmesini talep ediyor. Bu reformların hayata geçirilmesi halinde, diğer Avrupa ülkeleri için de örnek teşkil edebileceği belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'daki bu vaka, Türkiye'de de benzer sistemik sorunların olabileceğini hatırlatıyor. Türkiye'de çocuk istismarı vakaları sıklıkla gündeme gelmekte, ancak adalet ve sosyal hizmet sistemlerinin yetersiz kaldığı eleştirileri yapılmaktadır. Türkiye, çocuk koruma konusunda uluslararası sözleşmelere taraf olsa da, uygulamada sorunlar yaşanmaktadır. Bu gelişme, Türkiye'deki çocuk koruma politikalarının gözden geçirilmesi, kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi ve yargının çocuk dostu hale getirilmesi gerektiğini göstermektedir. Ayrıca, Avrupa ülkelerindeki reform süreçlerinin takip edilmesi ve iyi uygulamaların Türkiye'ye uyarlanması önem arz etmektedir.