Flydubai'ye ait bir yolcu uçağının karıştığı son olay, ticari uçaklarda kokpit video kayıt cihazlarının bulunması gerekip gerekmediği yönündeki uluslararası tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Halihazırda ticari uçaklarda görüntü kaydedici bulunmasını zorunlu kılan herhangi bir düzenleme bulunmuyor. Olay, uçuş verilerinin yanı sıra kokpit içi görüntülerin de kaza soruşturmalarında ne kadar belirleyici olabileceğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Kokpit Video Kayıt Cihazları Tartışmasının Arka Planı
Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) ve Amerikan Federal Havacılık İdaresi (FAA) gibi düzenleyici kurumlar, on yıllardır kokpit ses kayıt cihazları (CVR) ve uçuş veri kayıt cihazlarını (FDR) zorunlu tutuyor. Ancak bu cihazlar yalnızca ses ve uçuş parametrelerini kaydediyor; pilotların kokpitteki görsel davranışlarını, gösterge panellerini nasıl okuduklarını veya dışarıyı nasıl gördüklerini yansıtmıyor. Kokpit video kayıt cihazları (CVR-V veya basitçe "kokpit kamerası") ise bu boşluğu doldurabilecek bir teknoloji olarak öne çıkıyor.
Flydubai olayı, bu tartışmanın merkezine oturdu. Olayın ardından bazı havacılık güvenliği uzmanları, eğer kokpitte bir video kayıt cihazı olsaydı, kazanın nedeninin çok daha hızlı ve kesin bir şekilde belirlenebileceğini savundu. Öte yandan pilot sendikaları ve bazı havayolu şirketleri, kokpit mahremiyetinin ihlal edileceği ve kayıtların yanlış yorumlanabileceği gerekçesiyle bu tür cihazlara uzun süredir karşı çıkıyor. Tartışma, teknolojik imkânlar ile kişisel mahremiyet arasındaki dengeyi bir kez daha sorgulatıyor.
Havacılık kazalarında kokpit ses kayıtları sıklıkla kilit rol oynuyor. Örneğin 2015'te Germanwings uçağının Fransız Alpleri'ne düşmesiyle sonuçlanan olayda, kokpit ses kaydı ikinci pilotun uçağı kasıtlı olarak düşürdüğünü ortaya koymuştu. Benzer şekilde 2018'de Lion Air ve 2019'da Ethiopian Airlines uçaklarının düşmesiyle ilgili soruşturmalarda da ses kayıtları kritik bilgiler sağlamıştı. Ancak bu kayıtlar yalnızca ses olduğu için pilotların ekranlara bakıp bakmadığı, ellerinin hangi kumandalarda olduğu gibi görsel ayrıntılar eksik kalıyor. Video kayıt cihazlarının bu eksikliği giderebileceği belirtiliyor. Yine de birçok ülkede ve havayolunda bu cihazların kullanımı zorunlu değil; yalnızca bazı ülkelerde pilot uygulamalar veya gönüllü kullanımlar söz konusu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Flydubai, Birleşik Arap Emirlikleri merkezli bir havayolu şirketi. BAE, son yıllarda havacılık sektöründe bölgesel bir merkez haline geldi ve Emirates, Etihad gibi büyük şirketleriyle küresel ölçekte faaliyet gösteriyor. Dolayısıyla Flydubai olayı yalnızca bir havayolu şirketini değil, Körfez bölgesinin havacılık güvenliği itibarını da ilgilendiriyor. BAE sivil havacılık otoritesi, olay sonrası soruşturma başlattı ve uluslararası kurallara uygun hareket edileceğini açıkladı. Ancak kokpit video kayıt cihazları konusunda BAE'nin de henüz net bir zorunluluk getirmediği biliniyor.
Küresel düzeyde ise konu, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) çatısı altında tartışılıyor. ICAO, 2016'da kokpit video kayıt cihazlarının kullanımına yönelik bir öneri taslağı hazırlamış ancak üye ülkelerden yeterli destek görememişti. ABD'de Ulusal Ulaşım Güvenliği Kurulu (NTSB), uzun süredir kokpit video kayıt cihazlarının zorunlu hale getirilmesi çağrısı yapıyor. Buna karşın havayolu şirketleri ve pilot birlikleri, maliyet, mahremiyet ve verilerin kötüye kullanılması endişeleriyle direniyor. Avrupa Birliği ise konuyu Avrupa Havacılık Güvenliği Ajansı (EASA) aracılığıyla değerlendiriyor; ancak şu ana kadar bağlayıcı bir kural getirilmedi.
Uçak üreticileri Boeing ve Airbus, kokpit video kayıt cihazlarını opsiyonel olarak sunuyor. Havayolları genellikle bu opsiyonu tercih etmiyor. Teknolojik açıdan cihazların uçağa entegrasyonu görece kolay ve maliyeti düşük. Asıl tartışma, kayıtların kim tarafından ve hangi amaçla inceleneceği, verilerin gizliliğinin nasıl korunacağı noktasında düğümleniyor. Özellikle pilotlar, sürekli izleniyor olma hissinin iş performansını olumsuz etkileyebileceğini ve kokpit içi mahremiyetin zarar göreceğini belirtiyor.
Flydubai olayının ardından bazı havacılık analistleri, kaza soruşturmalarında video kayıtların sağlayacağı faydaların, mahremiyet endişelerinden daha ağır basmaya başladığını söylüyor. Ancak uluslararası bir zorunluluk için önce ICAO bünyesinde geniş bir uzlaşma gerekiyor. Bu da kolay görünmüyor; çünkü farklı ülkelerin havacılık otoriteleri ve pilot sendikaları arasında görüş ayrılıkları derin.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Türk Hava Yolları (THY) ve Pegasus gibi büyük havayolu şirketleriyle küresel havacılıkta önemli bir oyuncu. Kokpit video kayıt cihazlarının zorunlu hale gelmesi, Türk sivil havacılık otoritesi SHGM'nin de uyum sağlaması gereken yeni düzenlemeler anlamına gelir. Bu, filo modernizasyonu ve eğitim maliyetlerini artırabilir. Öte yandan, olası bir kaza soruşturmasında video kayıtların bulunması, Türkiye'nin havacılık güvenliği itibarını güçlendirebilir. Türkiye, ICAO ve EASA ile uyumlu hareket ederek bölgesel bir havacılık merkezi olma hedefine katkı sağlayabilir. Ayrıca, yerli savunma sanayii ve teknoloji şirketleri için kokpit kayıt sistemleri geliştirme fırsatı doğabilir.