Küresel lojistik devi Flexport'un CEO'su Ryan Petersen, Bloomberg Open Interest programında yaptığı açıklamada, dünya ticaretinin karşı karşıya olduğu en büyük tehdidin Hürmüz Boğazı değil, Kızıldeniz olduğunu söyledi. Petersen, Husilerin saldırıları nedeniyle Kızıldeniz'deki seyrüseferin ciddi şekilde aksadığını, bunun da küresel tedarik zincirlerinde yeni bir kırılma noktası yarattığını belirtti. Ayrıca, ABD'nin Çin'e yönelik gümrük tarifelerindeki belirsizlik nedeniyle şirketlerin ithalatı hızlandırdığını ve stoklarını artırdığını ifade etti.
Kızıldeniz Neden Kritik?
Kızıldeniz, Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa ile Asya arasındaki en kısa deniz yolunu sunuyor. Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 12'si buradan geçiyor. Husilerin Yemen'den yaptığı füze ve dron saldırıları sonucunda birçok gemicilik şirketi rotasını Ümit Burnu'na çevirmek zorunda kaldı. Bu da navlun maliyetlerini iki katına çıkarırken, teslimat sürelerini haftalarca uzatıyor. Petersen, 'Kızıldeniz'deki durumun Hürmüz Boğazı'ndan daha tehlikeli olduğunu söylemek yanlış olmaz, çünkü Hürmüz'de bir tıkanıklık olasılığı daha düşük,' dedi.
COVID-19 sonrası tedarik zincirinde yaşanan kırılganlık şirketleri stokçuluğa itiyor. Pandemi döneminde boş raflarla karşılaşan perakendeciler, olası bir krizde mağdur olmamak için depolarını dolduruyor. Petersen, 'Tarife savaşlarının getirdiği belirsizlik, şirketleri erken sipariş vermeye ve daha fazla stok tutmaya itiyor. Bu da mevcut nakliye kapasitesini zorluyor' değerlendirmesinde bulundu.
Küresel Ticaretteki Dalgalanma
ABD'nin Çin'e uyguladığı yüksek gümrük tarifeleri, ithalatçıları acele etmeye sevk ediyor. Özellikle teknoloji ve elektronik ürünlerinde görülen bu talep artışı, konteyner sıkıntısına ve limanlarda yoğunluğa yol açıyor. Petersen, 'Şirketler tarifelerin daha da artmasından korkarak siparişlerini öne çekiyor. Bu durum geçici bir talep patlaması yaratıyor, ancak arz tarafı aynı hızda büyüyemiyor' ifadelerini kullandı. Öte yandan, Çin'den gelen konteyner navlun fiyatları son bir yılda yüzde 200'ün üzerinde arttı.
Uzmanlar, Kızıldeniz'deki güvenlik sorununun en az 2025 sonuna kadar devam edebileceğini belirtiyor. ABD ve müttefiklerinin bölgedeki askeri varlığına rağmen Husilerin caydırılamadığına dikkat çekiliyor. Bu durum, özellikle Avrupa ve Asya arasındaki ticarette kalıcı rota değişikliklerine yol açabilir. Uzun vadede, şirketlerin alternatif tedarik zinciri stratejileri geliştirmesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ticaretinin önemli bir bölümünü denizyoluyla yapıyor ve Kızıldeniz'deki aksama, Doğu Akdeniz limanlarına gelen yüklerin maliyetini artırıyor. Ayrıca, Mersin ve İskenderun gibi limanlar, Kızıldeniz'den gelen gecikmelerden olumsuz etkileniyor. Türkiye, Orta Koridor gibi alternatif kara yollarını canlandırmak için çaba gösterse de denizyolunun maliyet avantajı nedeniyle kısa vadede bir ikame mümkün görünmüyor. Bu durum, enflasyonla mücadele eden Türkiye'de ithalat maliyetlerini yukarı çekerek fiyat istikrarını tehdit ediyor. Ayrıca, Husilerin İsrail-Filistin çatışmasına bağlı olarak Kızıldeniz'deki saldırılarını artırması, bölgesel güvenliği de tehdit etmekte ve Türkiye'nin Kızıldeniz'deki çıkarlarını riske atmaktadır.