Britanya İmparatorluğu'nun Filistin topraklarında kurduğu, Fransa'nın Cezayir'de geliştirdiği ve İsrail'in günümüzde uyguladığı sistematik işkence yöntemleri, aslında sömürgeci geçmişten miras kalan bir şiddet zincirinin parçası. İsrail ordusu ve istihbarat servislerinin Filistinlilere yönelik cinsel şiddet ve işkence uygulamaları, sadece son döneme ait bir vahşet hikayesi değil; aynı zamanda yüz yılı aşkın bir sömürgeci pratiğin günümüze yansıması. Uzmanlara göre İsrail, Filistinlilere yönelik işkence ve aşağılama yöntemlerini, Batılı güçlerin kendi sömürge topraklarında kullandığı tekniklerden doğrudan devraldı.
Britanya'dan günümüze işkence yöntemleri
1917'de Filistin'i işgal eden Britanya ordusu, bölgede isyanları bastırmak için sistematik işkence yöntemleri geliştirdi. Özellikle 1936-1939 Arap İsyanı sırasında, İngiliz subaylar Filistinlilere yönelik cinsel aşağılama, elektrik şoku ve dövme gibi yöntemleri rutin hale getirdi. Bu tekniklerin bir kısmı, Britanya'nın Kenya ve Hindistan gibi diğer sömürgelerinde de benzer şekilde uygulandı. İngiliz mandası altında eğitim gören ilk Yahudi milis güçleri, bu işkence yöntemlerini yakından gözlemledi ve 1948'de İsrail devleti kurulduğunda kendi güvenlik birimlerine entegre etti.
Fransa ise Cezayir Bağımsızlık Savaşı sırasında (1954-1962) sistematik işkenceyi askeri bir doktrin haline getirdi. Fransız paraşütçü birlikleri, Cezayirlilere yönelik cinsel şiddet, suda boğma ve psikolojik işkence yöntemlerini savaş suçu olarak gören uluslararası hukuka rağmen açıkça uyguladı. İsrail askeri istihbaratı, Fransa ile yakın işbirliği içinde bu yöntemleri öğrendi ve kendi sorgulama protokollerine ekledi. 1960'larda İsrail'deki askeri sorgulama okullarında Fransız uzmanlar ders verdi.
İsrail'in güncel işkence uygulamaları
Bugün İsrail'in Filistinli tutuklulara uyguladığı işkence yöntemleri, doğrudan bu sömürgeci geçmişin izlerini taşıyor. İnsan hakları örgütlerinin raporlarına göre, İsrail sorgucuları Filistinlilere yönelik cinsel taciz, tehdit, uyku yoksunluğu, sürekli bağlı tutma ve aile üyelerine zarar verme tehdidi gibi yöntemler kullanıyor. Özellikle işgal altındaki Batı Şeria'da gözaltına alınan Filistinlilerin büyük çoğunluğu sorgulama sırasında fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz kaldığını bildiriyor. B'Tselem ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, bu uygulamaların sistematik olduğunu ve İsrail hükümetinin üst düzey yetkilileri tarafından bilindiğini belirtiyor.
Son yıllarda İsrail'in işkence yöntemleri uluslararası kamuoyunda daha fazla gündeme gelmeye başladı. 2021'de Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite, İsrail'in Filistinli çocuklara yönelik işkence uygulamalarından duyduğu endişeyi dile getirdi. Aynı çerçevede, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Filistin'deki savaş suçları soruşturması kapsamında işkence iddiaları da inceleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Filistinlilere yönelik işkence yöntemlerinin sömürgeci kökenleri, Türkiye için önemli bir dış politika meselesidir. Türkiye, Filistin davasına verdiği destek ve İsrail'le zaman zaman gerginleşen ilişkileriyle bölgede aktif bir rol oynamaktadır. Bu haber, işkence uygulamalarının uluslararası hukuk açısından savaş suçu olarak kabul edildiğini ve Türkiye'nin bu konuda BM ve İİT gibi platformlarda Filistinlilerin haklarını savunması için elini güçlendirdiğini göstermektedir. Ayrıca benzer sömürgeci uygulamaların başka bölgelerde de görüldüğü gerçeği, Türkiye'nin sömürgecilik karşıtı duruşuyla örtüşmektedir. Küresel insan hakları normlarının ihlali olarak değerlendirilebilecek bu gelişme, Türkiye'nin uluslararası hukukun üstünlüğünü vurgulayan dış politika söylemini desteklemektedir.