İşgal altındaki Batı Şeria'da Filistinliler, fanatik Yahudi yerleşimcilerin artan saldırılarına karşı kendilerini ve evlerini korumak için mahalle nöbetleri örgütlüyor. Son aylarda yerleşimci şiddetinde görülen tırmanış, Filistin köylerinde yaşayan sivilleri savunmasız bırakırken, topluluklar kendi güvenliklerini sağlamak için bir araya geliyor. Gece boyunca süren nöbetler, sadece fiziksel bir koruma değil, aynı zamanda işgale karşı sivil direnişin sembolü haline geldi.
Artan yerleşimci şiddeti ve toplumsal tepki
Batı Şeria'da yerleşimci şiddeti, özellikle 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'de devam eden savaşla eş zamanlı olarak ciddi biçimde arttı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2023'te yerleşimciler tarafından gerçekleştirilen saldırılarda yüzlerce Filistinli yaralandı ve onlarca kişi hayatını kaybetti. Filistinli çiftçiler, zeytin hasadı sırasında saldırıya uğruyor, evleri ve araçları kundaklanıyor, hayvanları öldürülüyor. İsrail güvenlik güçlerinin bu saldırıları engellemekte yetersiz kalması ve hatta bazı durumlarda yerleşimcilere eşlik etmesi, Filistinlileri kendi inisiyatiflerini almaya itiyor.
Bu boşluğu doldurmak isteyen Filistinli topluluklar, köylerinde ve kasabalarında "gece nöbeti" olarak adlandırılan savunma grupları oluşturdu. Gönüllüler, geceleri belirli noktalarda nöbet tutarak yerleşimcilerin yaklaşmasını erken tespit edip aileleri uyarıyor. Bazı bölgelerde basit iletişim ağları ve siren sistemleri kuruldu. Bu nöbetler, aynı zamanda uluslararası gözlemcilerin ve gazetecilerin dikkatini çekerek işgalin günlük hayattaki yıkıcı etkisini gözler önüne seriyor. Filistinli aktivistler, nöbetlerin pasif bir direniş biçimi olduğunu ve toplumun moralini yüksek tuttuğunu vurguluyor.
Ancak bu sivil inisiyatifler riskli. Nöbetçiler, İsrail askerlerinin müdahalesiyle veya yerleşimcilerin doğrudan saldırısıyla karşılaşabiliyor. İsrail yasalarına göre Filistinlilerin silahlı savunma grupları oluşturması yasak; bu nedenle nöbetler daha çok taş atma, sopalarla karşı koyma gibi ilkel yöntemlerle sınırlı. Yine de topluluklar, uluslararası toplumun harekete geçmemesi karşısında kendi kaderlerini tayin etme çabası içinde.
Uluslararası bağlam ve tepkiler
Yerleşimci şiddeti, uluslararası hukuk açısından da tartışmalı. BM Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, İsrail'in 1967'den beri işgal ettiği topraklardaki yerleşimleri yasadışı sayıyor. Ancak ABD'nin son yıllarda yerleşimci şiddetine yönelik yaptırımları sınırlı kaldı. Avrupa Birliği ise bazı yerleşimci liderlere yaptırım uygulama yoluna gitti. Yine de bu adımlar sahadaki gerçekliği değiştirmiyor. Filistin Yönetimi, yerleşimci saldırılarını "devlet destekli terörizm" olarak nitelendirirken, İsrail hükümeti içindeki aşırı sağcı bakanlar yerleşimcileri destekleyen açıklamalarda bulunuyor. Bu durum, iki devletli çözüm umutlarını daha da zayıflatıyor.
Filistinlilerin gece nöbetleri, aslında işgalin getirdiği güvenlik boşluğunun bir yansıması. Uluslararası toplumun etkisizliği, sivil halkın kendi güvenliğini sağlama çabalarını kaçınılmaz kılıyor. Bu durum, Batı Şeria'da giderek artan bir "kendi kendini koruma" kültürünü doğuruyor. Ancak bu tür inisiyatifler, İsrail ile Filistinliler arasındaki gerginliği daha da artırabilir ve döngüsel şiddeti besleyebilir. Yine de Filistinliler için bu nöbetler, onurlarını ve topraklarına bağlılıklarını ifade etmenin bir yolu haline gelmiş durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bilinen bir ülke olarak, Batı Şeria'daki yerleşimci şiddetini ve Filistinlilerin kendi kendini koruma çabalarını yakından takip ediyor. Ankara, uluslararası platformlarda yerleşimci saldırılarını kınayarak Filistinlilerin güvenliğinin sağlanması çağrısında bulunuyor. Bu tür sivil direniş hareketleri, Türkiye'nin Filistin'e yönelik insani ve siyasi desteğini somutlaştırması için bir zemin oluşturabilir. Ayrıca, bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu politikalarını da etkiliyor. Filistinlilerin maruz kaldığı şiddet, Türkiye'nin bölgesel barış ve güvenlik vizyonunu tehdit ediyor; bu nedenle Ankara'nın diplomatik girişimleri ve insani yardımları kritik önem taşıyor.