Filistin yanlısı adayların art arda kazandığı seçim zaferleri, ABD'de İsrail lobisinin en güçlü kurumu olan American Israel Public Affairs Committee'in (AIPAC) siyasi etkisinin sorgulanmasına neden oldu. Son yıllarda Demokrat Parti içinde özellikle ilerici kanadın yükselişi, AIPAC'ın geleneksel iki partili desteğini aşındırdı. Uzmanlar, bu eğilimin Cumhuriyetçi Parti'ye de sıçrayabileceğini ve lobinin önümüzdeki seçim döngülerinde daha fazla zorlukla karşılaşabileceğini belirtiyor.
Gelişmenin arka planı
AIPAC, onlarca yıldır ABD Kongresi'nde İsrail'e koşulsuz destek sağlayan yasaların çıkarılmasında kilit rol oynadı. Ancak 2020'den bu yana, özellikle Gazze'deki çatışmaların yoğunlaşması ve İsrail hükümetinin sağa kayması, Amerikalı seçmenler arasında İsrail politikasına yönelik eleştirileri artırdı. Demokrat Parti'nin ilerici kanadı, AIPAC'ın finansal gücüne rağmen Filistin haklarını savunan adayları desteklemeye başladı. Bu durum, parti içindeki geleneksel İsrail yanlısı duruş ile yeni nesil seçmenlerin insan hakları odaklı yaklaşımı arasında bir gerilim yarattı.
2024 seçimlerinde, AIPAC'ın karşı çıktığı birçok ilerici adayın ön seçimleri kazanması, lobinin etkisinin azaldığına dair önemli bir işaret olarak görülüyor. Örneğin, Missouri'deki bir ön seçimde, AIPAC'ın desteklediği adayın yenilgisi, kurumun demografik ve ideolojik değişimlere uyum sağlamakta zorlandığını gösteriyor. Ayrıca, genç seçmenlerin Filistin davasına daha duyarlı olması, AIPAC'ın uzun vadeli stratejisini tehdit eden bir faktör olarak öne çıkıyor.
Bu değişim, yalnızca Demokrat Parti ile sınırlı değil. Cumhuriyetçi Parti'de de geleneksel olarak İsrail'e güçlü destek veren taban, bazı kesimlerde farklılaşmaya başladı. Özellikle izolasyonist eğilimlerin güç kazandığı bazı çevreler, ABD'nin dış yardım harcamalarına daha eleştirel yaklaşıyor. Ancak bu eğilim henüz ulusal düzeyde belirgin bir etki yaratmış değil.
Bölgesel ve küresel boyut
AIPAC'ın zayıflaması, sadece ABD iç siyasetini değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki güç dengelerini de etkileyebilir. İsrail, ABD'nin desteğini kaybetmenin yeni bir jeopolitik gerçeklik yaratacağının farkında; bu nedenle bölgedeki diğer ülkelerle normalleşme anlaşmalarına daha fazla önem veriyor. Öte yandan, Filistin yanlısı adayların güçlenmesi, ABD'nin barış sürecindeki rolünü yeniden gözden geçirmesine yol açabilir. Uluslararası toplum, ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteğinin sona ermesinin, bölgede kalıcı bir çözüm için yeni fırsatlar yaratabileceğini tartışıyor.
Bu gelişmeler, küresel ölçekte otoriter rejimlerin desteklenmesinden insan hakları ihlallerine kadar geniş bir yelpazede ABD dış politikasının yeniden şekillenmesine de katkıda bulunuyor. AIPAC'ın etkisinin azalması, Amerikan siyasetinde çıkar gruplarının ne kadar kırılgan olabileceğini gösteriyor; bu da diğer lobilerin stratejilerini gözden geçirmesine neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-Filistin meselesinde tarihsel olarak Filistin davasına destek veren bir ülke olarak öne çıkıyor. AIPAC'ın etkisinin azalması, ABD'nin Orta Doğu politikasında dengeli bir yaklaşım benimseme ihtimalini artırabilir; bu durum Türkiye'nin bölgedeki manevra alanını genişletebilir. Özellikle Doğu Kudüs ve Gazze'deki insani krizlerin çözümüne yönelik uluslararası baskının artması, Türkiye'nin arabuluculuk rollerini güçlendirebilir. Ayrıca, ABD'nin İsrail'e yönelik tutumundaki bir değişiklik, Türkiye ile ilişkilerindeki Filistin kaynaklı gerilimlerin azalmasına katkı sağlayabilir. Ancak bu sürecin, ABD'nin çıkar gruplarının direnişiyle karşılaşabileceği unutulmamalıdır.