Filistin Toprak Otoritesi Başkanı Alaa Al-Tamimi, işgal altındaki Batı Şeria'da bu yıl yaklaşık 12 bin 360 yasa dışı yerleşim biriminin onaylandığını ve 7 bine yakın Filistinlinin 260'tan fazla topluluktan zorla yerinden edildiğini açıkladı. Al-Tamimi, Salı akşamı Cairo News televizyonuna yaptığı açıklamada, İsrail'in yerleşim politikalarının Filistin topraklarını sistematik olarak yutmayı hedeflediğini ve bu durumun uluslararası hukukun açık ihlali olduğunu vurguladı. Açıklamalar, bölgede artan gerilimin ve iki devletli çözümün giderek zorlaştığı bir dönemde geldi.
Yerleşim Politikaları ve Etkileri
Al-Tamimi'nin verdiği rakamlar, Batı Şeria'daki İsrail yerleşim faaliyetlerinin hız kesmeden devam ettiğini gösteriyor. Sadece bu yıl onaylanan 12 bin 360 yerleşim birimi, geçtiğimiz yıllara kıyasla ciddi bir artışa işaret ediyor. Bu birimlerin büyük bölümü, E-1 olarak bilinen ve Doğu Kudüs ile Maale Adumim yerleşimi arasında kalan stratejik koridor gibi kritik bölgelerde konumlanıyor. Bu tür yerleşimler, Filistin topraklarının coğrafi bütünlüğünü parçalayarak müstakbel bir Filistin devletinin kurulmasını fiilen imkânsız hale getiriyor.
Yerinden edilen 7 bine yakın Filistinli, daha çok yasa dışı yerleşimlerin genişletilmesi, askeri bölge ilanları ve göçebe toplulukların zorla tahliyesi nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı. Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, bu yıl Batı Şeria'da yıkılan veya el konulan yapı sayısı da geçen yıla oranla yüzde 30 arttı. Al-Tamimi, bu politikaların Filistin halkının temel insan haklarını ihlal ettiğini ve bölgede kalıcı barışın önündeki en büyük engel olduğunu belirtti.
Bölgesel ve Uluslararası Tepkiler
İsrail'in yerleşim politikaları, uluslararası toplumun geniş bir kesimi tarafından kınanıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, işgal altındaki topraklarda yerleşim faaliyetlerini "vahşi bir uluslararası hukuk ihlali" olarak nitelendiriyor ve bu yerleşimlerin meşruiyetini tanımıyor. Ancak İsrail, bu kararları tanımadığını ve yerleşimlerin kendi güvenlik ihtiyaçlarının bir parçası olduğunu savunuyor. ABD yönetiminin ise bu konudaki tutumu değişkenlik gösteriyor; Biden döneminde yerleşimlere yönelik sert eleştiriler gelirken, Trump döneminde yerleşimlerin yasallaştırılması yönünde adımlar atılmıştı.
Son dönemde Suudi Arabistan ile İsrail arasında normalleşme görüşmelerinin gündemde olduğu bir süreçte, yerleşim faaliyetlerinin artması bölgesel dengeleri de etkiliyor. Filistin Yönetimi, bu tür adımların barış sürecini baltaladığını ifade ederken, Arap Birliği de İsrail'in bu politikalarını kınayarak uluslararası topluma yaptırım çağrısında bulundu. Avrupa Birliği, yerleşim ürünlerinin etiketlenmesi ve yerleşimlerle ticaretin kısıtlanması gibi bazı ekonomik önlemleri yürürlüğe koydu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel barışa ve Filistin davasına verdiği desteği yakından ilgilendiriyor. Türkiye, tarihsel olarak Filistin halkının yanında yer almış ve İsrail'in yerleşim politikalarını defalarca kınamıştır. Türkiye'nin bu konudaki tutumu, hem Birleşmiş Milletler'de aldığı tutumlarla hem de Ankara'daki Filistinli yetkililerle yürüttüğü diplomatik ilişkilerle örtüşmektedir. Öte yandan, yerleşim politikalarının bölgesel güvenliğe etkisi, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki çıkarlarını da dolaylı olarak etkileyebilir. İsrail-Filistin çatışmasının derinleşmesi, bölgesel istikrarsızlığı artırabilir ve Türkiye'nin arabuluculuk çabalarını zorlaştırabilir. Türkiye'nin, bu süreçte Filistin'in toprak bütünlüğünü savunmaya devam etmesi ve uluslararası platformlarda bu konudaki itirazlarını yükseltmesi beklenir.