Filistin siyasetinde 20 yılı aşkın bir aradan sonra tarihi bir dönüm noktası yaşanıyor. Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın imzasını taşıyan kararnameyle, 28 Kasım 2026 tarihinde Filistin Yasama Konseyi'nin 132 üyesini belirlemek üzere seçim yapılması öngörülüyor. Kararname, Doğu Kudüs'te de oy kullanılmasını kapsayan kapsamlı bir seçim takvimi öngörüyor. Bu gelişme, yıllardır seçimsiz kalan Filistin'de siyasi kurumların yenilenmesi yönünde en somut adım olarak değerlendiriliyor. Ancak seçimlerin önündeki engeller ve siyasi kırılganlıklar, sürecin başarıya ulaşıp ulaşamayacağı konusunda soru işaretleri oluşturuyor.
Gelişmenin arka planı: Eşi benzeri görülmemiş bir ittifak
Seçim kararnamesinin arkasında, Filistin siyasi sahnesinde son dönemde ortaya çıkan ve taraflar arasındaki uzlaşmayı hedefleyen eşi benzeri görülmemiş bir ittifak bulunuyor. Filistin'in çeşitli siyasi grupları, mevcut bölünmüşlüğün Filistin davasına verdiği zararın farkında olarak, ortak bir zemin arayışına girmiş durumda. Uzun yıllardır süren El Fetih-Hamas çekişmesi, iki ana grubun da dahil olduğu bu yeni oluşumda yerini diyaloğa bırakmış görünüyor. İttifakın temel hedefi, Filistin halkının iradesini sandığa yansıtarak meşruiyet sorununu çözmek ve uluslararası alanda da zayıflayan Filistin otoritesini yeniden güçlendirmek.
Seçimlerin düzenlenebilmesi için aşılması gereken önemli engeller bulunuyor. Öncelikle, İsrail'in işgal politikaları ve özellikle Doğu Kudüs'te oy kullanma izni konusundaki tutumu, seçimlerin yapılabilirliğini doğrudan etkileyecek. Geçmişte benzer girişimler, İsrail'in Doğu Kudüs'te sandık kurulmasına izin vermemesi nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Ayrıca, Gazze Şeridi'nde devam eden abluka ve güvenlik sorunları, seçimlerin güvenli bir ortamda yapılabilmesi için ek zorluklar oluşturuyor. Filistin halkının siyasi katılım talebi, tüm bu engellere rağmen, kurumların yenilenmesi yönündeki beklentiyi canlı tutuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni bir dönem mi?
Bu gelişme, sadece Filistin iç siyasetini ilgilendirmiyor; aynı zamanda bölgesel ve küresel dengeler açısından da kritik bir önem taşıyor. Filistin'de olası bir uzlaşma, Orta Doğu barış sürecinin yeniden canlanmasına zemin hazırlayabilir. Özellikle son yıllarda Arap ülkeleriyle İsrail arasında normalleşme anlaşmalarının imzalandığı bir dönemde, Filistin'in siyasi birliği, Filistin davasının bölgesel gündemdeki ağırlığını artırabilir.
Uluslararası toplumun Filistin'deki seçimlere yönelik yaklaşımı da belirleyici olacak. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi aktörler, seçimlerin özgür ve adil bir şekilde yapılabilmesi için teknik ve mali destek sunabileceklerini açıkladı. Ancak bu desteğin hayata geçmesi, seçim güvenliğinin sağlanması ve Doğu Kudüs'te oy kullanma hakkının garanti altına alınması gibi koşullara bağlı. Filistin'in geleceği, bölgesel iş birliği ve uluslararası baskıyla yakından ilişkili.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Filistin'deki bu tarihi seçim girişimi, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu Filistin içi diyalog ve uzlaşma çağrılarıyla örtüşmektedir. Türkiye, Kudüs davasına verdiği güçlü destek ve Filistinli gruplarla kurduğu yakın ilişkiler nedeniyle, bu süreci yakından izlemektedir. Seçimlerin başarıya ulaşması, Filistin'in uluslararası alanda elini güçlendirecek ve Türkiye'nin bölgedeki etkinliğini artırabilir. Ancak İsrail'in tutumu başta olmak üzere, sürecin önündeki engeller aşılmadığı takdirde, seçimlerin ertelenmesi riski bulunmaktadır. Türkiye, bu kritik dönemde Filistin'in yanında yer alarak, seçimlerin özgür ve adil bir şekilde gerçekleşmesi için uluslararası toplumu harekete geçirmeye çalışabilir.