Filipinli denizciler, Hürmüz Boğazı ve Karadeniz'de artan güvenlik risklerine rağmen, ailelerini geçindirmek için denizlere açılmaya devam ediyor. Küresel ticaretin bel kemiğini oluşturan deniz taşımacılığında en büyük iş gücünü sağlayan Filipinler, gemilerdeki personel ihtiyacının yüzde 25'ini karşılıyor. Ancak son dönemde jeopolitik gerilimler, deniz ticaret yollarını tehdit ederken, Filipinli gemiciler için hayatını riske atarak çalışmak bir tercihten öte zorunluluk haline geldi.
Zorlu koşullar ve artan riskler
Filipinler, dünya genelinde ticari gemilerde çalışan denizcilerin yaklaşık dörtte birini sağlıyor. Ülke ekonomisi, yurt dışında çalışan vatandaşlarının gönderdiği dövizlere büyük ölçüde bağımlı. Denizcilik sektörü, bu döviz gelirinin önemli bir kısmını oluşturuyor. Ancak Ukrayna savaşı ve Orta Doğu'daki çatışmalar, deniz ticaret yollarını tehlikeli hale getirdi. Karadeniz'de mayın tehdidi, Hürmüz Boğazı'nda ise ticari gemilere yönelik saldırılar, denizcilerin güvenliğini ciddi şekilde tehdit ediyor.
Yine de Filipinli denizciler, bu risklere rağmen iş başvurularına devam ediyor. Manila'daki bir işe alım ajansının yetkilisi Maria Santos, "Denizcilik bizim için tek geçim kaynağı. Savaş riski olsa da, ailelerimizi geçindirmek zorundayız" diyor. Santos, son bir yılda başvuru sayısında düşüş olmadığını, aksine arttığını belirtiyor. Filipinler'de denizcilik okullarından mezun olan gençlerin büyük bir kısmı, iş bulabilmek için yüksek riskli bölgelerde görev almayı kabul ediyor.
Küresel tedarik zincirine etkileri
Deniz ticareti, küresel ekonominin can damarı konumunda. Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 80'i deniz yoluyla gerçekleştiriliyor. Bu nedenle denizcilerin güvenliği, sadece Filipinler için değil, tüm dünya ekonomisi için hayati önem taşıyor. Uzmanlar, denizcilik sektöründeki iş gücü kıtlığının, tedarik zincirlerinde aksamalara yol açabileceği konusunda uyarıyor. Uluslararası Deniz Ticaret Odası'nın raporuna göre, şu anda dünya genelinde yaklaşık 90 bin denizci açığı bulunuyor. Bu açık, önümüzdeki yıllarda daha da büyüyebilir.
Filipin hükümeti, denizcilerin güvenliğini artırmak için uluslararası kuruluşlarla iş birliği yapıyor. Ancak bu çabalar, deniz ticaret yollarındaki riskleri tamamen ortadan kaldırmıyor. Denizciler, savaş bölgelerinde seyrederken ek güvenlik önlemleri almak zorunda kalıyor. Bazı gemiler, rota değiştirerek daha uzun ama daha güvenli yolları tercih ediyor. Bu durum, nakliye maliyetlerini artırıyor ve küresel ticaretin hızını yavaşlatıyor.
Türkiye açısından değerlendirme
Türkiye, deniz ticaretinde stratejik bir konuma sahip. Karadeniz'deki tahıl koridoru girişimleri ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin uygulanması, Türkiye'yi bölgede kilit bir aktör haline getiriyor. Filipinli denizcilerin riskli bölgelerde çalışma istekliliği, Türk armatörlerin de iş gücü bulmasını kolaylaştırıyor. Ancak deniz ticaret yollarındaki belirsizlikler, Türkiye'nin lojistik merkezi olma hedefini de etkileyebilir. Türk hükümeti, denizcilik sektörünün sürdürülebilirliği için uluslararası iş birliklerini güçlendirmeli ve denizcilerin güvenliğini artıracak önlemleri desteklemelidir. Ayrıca, Türk denizcilik firmalarının da bu risklere karşı alternatif rotalar geliştirmesi ve personel politikalarını gözden geçirmesi gerekiyor.