ABD'de federal bir yargıç, eski Başkan Donald Trump'ın ara seçimlerde posta yoluyla oy kullanımını kısıtlayan başkanlık kararnamesinin uygulanmasını Perşembe günü ikinci kez durdurdu. Bu karar, ilk posta oy pusulalarının seçmenlere gönderilmesine yaklaşık bir hafta kala alındı ve seçim güvenliği ile oy hakkı tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Yargıç Kararı ve Gerekçesi
Söz konusu karar, Washington DC Bölge Yargıcı Emmet Sullivan tarafından verildi. Yargıç Sullivan, Trump'ın Mart ayında imzaladığı ve posta oylarının sayımını zorlaştıran kararnamenin, Anayasa'nın seçimleri eyaletlere bırakan maddesine aykırı olduğunu belirtti. Kararname, posta oylarının yalnızca belirli durumlarda kabul edilmesini ve oy pusulalarının seçim gününden önce alınmasını şart koşuyordu. Ancak yargıç, bu düzenlemenin özellikle Demokrat Parti'nin güçlü olduğu eyaletlerde posta oyu kullanan seçmenleri orantısız şekilde etkileyeceğini vurguladı.
Bu, aynı kararnameye yönelik ikinci yargısal engel oldu. İlk olarak Nisan ayında yine bir federal yargıç, kararnamenin uygulanmasını geçici olarak durdurmuştu. Hükümetin itirazı üzerine temyiz mahkemesi kararı bozmuş ve uygulamaya devam edilmesine izin vermişti. Ancak Sullivan'ın yeni kararı, konuyu tekrar yargı sürecine taşıdı. Yargıç Sullivan, kararında 'Demokrasimizin temelini oluşturan oy hakkının korunması, bu tür keyfi düzenlemeler karşısında yargının görevidir' ifadelerine yer verdi.
Posta Oyu Tartışmalarının Arka Planı
Posta yoluyla oy kullanma, ABD'de uzun yıllardır uygulanan bir yöntem olmasına rağmen, özellikle 2020 başkanlık seçimlerinde COVID-19 salgını nedeniyle yaygınlaşmıştı. Trump, 2020 seçimlerinde posta oylarının yaygın kullanımını 'seçim sahtekarlığı' iddialarıyla eleştirmiş ve bu oyların güvenilirliğini sorgulamıştı. Bu iddialar, mahkemelerde kanıtlanamasa da Cumhuriyetçi seçmenler arasında geniş kabul görmüş durumda.
Trump'ın kararnamesi, posta oyu kullanımını kısıtlamanın yanı sıra, oy pusulalarının toplanması ve teslim edilmesi süreçlerine de merkezi gözetim getiriyordu. Uzmanlar, bu tür düzenlemelerin özellikle yoğun nüfuslu eyaletlerde oy kullanma oranlarını düşürebileceğini ve seçim sonuçlarını etkileyebileceğini belirtiyor. Demokratlar, kararnamenin 'oy hakkına saldırı' olduğunu savunurken, Cumhuriyetçiler seçim güvenliğini artıracağını öne sürüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu karar, yalnızca ABD iç siyasetini değil, aynı zamanda dünya genelinde demokrasi ve seçim güvenliği tartışmalarını da yakından ilgilendiriyor. ABD, uzun süredir demokratik standartların belirleyicisi olarak görülüyor; ancak son yıllarda seçim süreçlerine yönelik güven erozyonu, diğer ülkelerde de otoriter eğilimleri cesaretlendirici bir örnek olarak yorumlanıyor. Özellikle Avrupa'da, seçim güvenliği konusunda benzer tartışmalar yaşanıyor; ancak çoğu ülkede posta oyu uygulaması yaygın ve tartışmasız kabul ediliyor.
ABD'deki bu hukuki mücadele, aynı zamanda federal hükümet ile eyaletler arasındaki yetki paylaşımına dair kritik bir sınav niteliği taşıyor. Anayasa, seçimlerin nasıl yürütüleceği konusunda eyaletlere geniş yetkiler tanıyor; ancak başkanlık kararnamesiyle bu yetkinin sınırlandırılmaya çalışılması, hukukçular arasında endişe yaratıyor. Kararın, Yüksek Mahkeme'ye taşınması ve nihai bir sonuca bağlanması bekleniyor. Bu süreçte ara seçimlerin nasıl etkileneceği ise belirsizliğini koruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmese de, ABD'deki seçim güvenliği tartışmaları, küresel demokrasi algısı ve uluslararası ittifaklar açısından dolaylı etkiler barındırıyor. ABD'nin iç siyasetindeki kutuplaşma ve seçimlere yönelik güven erozyonu, Türkiye dahil birçok ülkede 'demokrasi krizi' söylemlerini güçlendiriyor. Ayrıca, ABD'nin seçim süreçlerindeki bu istikrarsızlığı, Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgesel güç dengelerinde ABD'nin dış politikadaki öngörülebilirliğini azaltabilir. Türkiye, ABD ile ilişkilerinde bu tür iç siyasi gelişmeleri yakından takip ederken, kendi seçim sisteminin güvenilirliğini de vurgulayarak bölgesel bir model olma iddiasını sürdürebilir.