ABD Merkez Bankası'nın (Fed) bağımsız denetçisi, eski Fed Başkanı Jerome Powell hakkında merkez binasının maliyetli yenileme projesine ilişkin yürütülen soruşturmada herhangi bir suç unsuru bulunmadığını açıkladı. Fed Genel Müfettişliği Ofisi (OIG) tarafından yayımlanan raporda, Powell'ın 1951 Eccles Binası'ndaki yenileme çalışmalarının maliyetleriyle ilgili olarak cezai bir yanlış yapmadığı belirtildi. Karar, merkez bankasının iç denetim mekanizmalarının işlediğini gösterirken, Powell'ın görev süresi boyunca tartışma yaratan harcamalara ilişkin spekülasyonları da sona erdirdi.
Yenileme Projesinin Arka Planı ve Soruşturmanın Kapsamı
Fed'in Washington D.C.'deki merkez binası olan Marriner S. Eccles Federal Reserve Board Building, 1937 yılında tamamlanmış tarihi bir yapı. 2020'li yılların başında başlatılan kapsamlı yenileme projesi, binanın elektrik, su tesisatı, iklimlendirme ve güvenlik sistemlerinin modernizasyonunu içeriyordu. Projenin maliyeti kamuoyunda ve Kongre'de zaman zaman tartışma konusu oldu; bazı milletvekilleri harcamaların şeffaf olmadığını ve gereğinden yüksek olduğunu öne sürdü. Bu tartışmalar üzerine Fed Genel Müfettişliği, 2024 yılında projeye ilişkin bir inceleme başlattı. Soruşturma, özellikle ihale süreçleri, maliyet tahminleri ve yönetim onaylarına odaklandı. OIG'nin Eylül 2026 tarihli raporu, Powell'ın kişisel olarak herhangi bir yasadışılık içinde bulunmadığını, ancak proje yönetiminde bazı idari zaaflar olabileceğini ortaya koydu. Raporda, Powell'ın görevden ayrılmasının ardından soruşturmanın kapandığı ve cezai takibat için yeterli delil bulunmadığı vurgulandı.
Jerome Powell, 2018'den 2022'ye kadar Fed Başkanı olarak görev yaptı ve 2022'de ikinci dönem için yeniden atandı. Görev süresi boyunca pandemi sonrası enflasyonla mücadele, faiz artırımları ve bankacılık sektöründeki türbülansla uğraştı. Yenileme projesi, Powell'ın liderliği sırasında başlamış olsa da, projenin büyük kısmı onun döneminde planlandı ve uygulamaya kondu. Soruşturma, Powell'ın itibarını zedelemeye yönelik siyasi bir hamle olarak da yorumlanmıştı; ancak OIG'nin bağımsız yapısı, kararın tarafsızlığını güçlendiriyor. Raporda ayrıca, Fed'in iç denetim birimlerinin projeyi düzenli olarak izlediği ve herhangi bir usulsüzlük tespit edilmediği kaydedildi.
Piyasalar ve Fed Bağımsızlığı Açısından Anlamı
Fed'in itibarı ve bağımsızlığı, küresel finans piyasaları için hayati önem taşıyor. Powell döneminde Fed, siyasi baskılara karşı direnç göstermiş ve para politikasını veri odaklı bir çerçevede yürütmüştü. Bu soruşturmanın aklandırmayla sonuçlanması, merkez bankasının kurumsal bütünlüğüne yönelik algıyı güçlendirebilir. Öte yandan, yenileme projesinin maliyeti ve yönetimi, Fed'in kamu kaynaklarını kullanma konusundaki hesap verebilirliği açısından dersler içeriyor. OIG raporu, gelecekteki büyük altyapı projelerinde daha sıkı maliyet kontrolü ve şeffaflık çağrılarını beraberinde getirebilir. Piyasa analistleri, kararın Fed'in politika duruşunu doğrudan etkilemeyeceğini, ancak kurumsal güven açısından olumlu bir sinyal olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fed'in denetim süreçleri ve kurumsal şeffaflığı, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin merkez bankaları için de referans niteliğinde. Powell'ın aklandığı bu soruşturma, merkez bankalarının siyasi baskılardan bağımsız hareket edebilmesinin önemini bir kez daha gösteriyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) son yıllarda yaşadığı bağımsızlık tartışmaları düşünüldüğünde, Fed'in kendi iç denetim mekanizmalarıyla hesap verebilirliği sağlaması, küresel yatırımcı güveni açısından olumlu bir örnek teşkil ediyor. Ayrıca Fed'in para politikası, TL üzerindeki dolar baskısı ve Türkiye'nin dış borçlanma maliyetleri üzerinden dolaylı da olsa etkili olmaya devam ediyor. Powell'ın aklanması, Fed'in mevcut politika çizgisinde bir değişiklik sinyali vermiyor; bu da Türkiye'nin faiz ve kur politikaları için belirsizliğin sürmesi anlamına geliyor.