İngiltere'de Reform UK partisinin lideri Nigel Farage, aşırı sağcı Retöre partisinin yükselişi karşısında benimsediği 'saf öfke' retoriğinin parti markasına zarar verip vermeyeceği sorusuyla karşı karşıya. Uzun süredir siyasetin 'asi çocuğu' olarak bilinen Farage, Başbakan Keir Starmer'ın sert tepkisi sonrasında kamuoyu önünde sarsılmış görünüyor. Peki Farage'ın 'şiddet kırmızı çizgidir' çıkışı, ılımlı seçmene ulaşma çabalarını baltalayabilir mi?
Gelişmenin Arka Planı
Nigel Farage, 10 Temmuz Çarşamba günü öğleden sonra, Başbakan Starmer'ın göçmen karşıtı protestolara ve aşırı sağcı gruplara yönelik sert açıklamalarının ardından, Reform UK'in şiddet konusunda net bir tutum alması gerektiğini vurguladı. Farage, "Şiddet kırmızı çizgidir. Biz şiddeti asla desteklemedik ve desteklemeyeceğiz" ifadelerini kullandı. Ancak bu açıklama, Retöre partisinin son dönemdeki yükselişi ve Farage'ın bu partiye karşı daha önce kullandığı yumuşak dilin bir yansıması olarak yorumlandı.
Siyasi analistlere göre Farage'ın temel sorunu, aşırı sağ seçmen tabanını korumak ile ılımlı muhafazakar ve bağımsız seçmenlere ulaşmak arasında sıkışıp kalması. Retöre partisi, özellikle genç seçmenler ve işçi sınıfı arasında popülerlik kazanırken, Farage'ın eski 'popülist kahraman' imajı sorgulanmaya başlandı. The Guardian'ın haberine göre, Farage'ın özel konuşmalarında Retöre'yi 'tehlikeli bir rakip' olarak tanımladığı ve parti içinde bu durumun endişe yarattığı belirtiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İngiltere'de aşırı sağın yükselişi, Avrupa genelinde benzer eğilimlerin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Fransa'da Marine Le Pen'in Ulusal Birlik Partisi, Almanya'da AfD ve İtalya'da Giorgia Meloni'nin liderliğindeki sağ koalisyon, göçmen karşıtı söylemlerle oy toplarken, Farage'ın da benzer bir yol izlemesi bekleniyor. Ancak uzmanlar, İngiltere'nin AB'den ayrılma sürecinin ardından siyasi yelpazenin daha da kutuplaştığına ve klasik sağ-sol ayrımının giderek anlamsızlaştığına dikkat çekiyor. Farage'ın 'saf öfke' retoriği, Brexit sonrası hayal kırıklığı yaşayan seçmenlere hitap etse de, orta sınıf ve iş dünyasının desteğini kaybetme riskini taşıyor.
Öte yandan, Başbakan Starmer'ın şiddet karşıtı net tutumu, merkez sol partinin oy oranını artırabilir. Starmer, göçmen karşıtı protestoların ardından yaptığı açıklamada, "Biz bu ülkeyi bölmeye çalışanlara karşı duracağız" diyerek, hükümetin güvenlik politikalarında sertlik yanlısı bir çizgi izleyeceğinin sinyalini verdi. Bu durum, hem Farage'ın hem de Retöre'nin manevra alanını daraltabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'de aşırı sağın yükselişi, Türkiye-İngiltere ilişkilerini doğrudan etkilemese de, Avrupa genelindeki benzer eğilimler Türkiye'nin AB ile ilişkileri ve göç politikaları açısından önem taşıyor. Farage'ın göçmen karşıtı söylemleri, özellikle Türkiye kökenli İngiliz vatandaşlarını ve potansiyel göçmenleri hedef almasa da, genel olarak yabancı düşmanlığını körükleyebilir. Ayrıca, İngiltere'deki siyasi kutuplaşma, Türkiye'nin ticaret ve savunma işbirliği yaptığı bir müttefikte istikrarsızlığa yol açabilir. AB ile ilişkilerde ise, aşırı sağ partilerin güç kazanması, Türkiye'nin üyelik sürecini daha da zorlaştırabilir. Ancak mevcut veriler, bu gelişmelerin Türkiye'ye doğrudan bir yansıması olmadığını gösteriyor.