LONDRA, 2 Ekim - Etiyopya'nın kuzeyinde, aylardır süren gerginliğin ardından federal güçler ile Tigray güçlerinin öncülük ettiği isyancı ittifak arasında çatışmalar patlak verdi. Başkent Addis Ababa'dan gelen ilk bilgiler, çatışmaların Tigray bölgesinin güney sınırında yoğunlaştığını gösteriyor. 2020-2022 yılları arasında yaşanan ve yüz binlerce kişinin ölümüne yol açan iç savaşın sona ermesinden bu yana en ciddi kriz olarak değerlendirilen gelişme, uluslararası toplumda bölgesel bir savaş riski endişesi yarattı.
Arka Plan: Kırılgan Barış ve Yeniden Alevlenen Çatışma
Kasım 2022'de Pretoria Anlaşması ile sona eren çatışmalar, Tigray bölgesine kısmi özerklik tanırken, bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendirdi. Ancak anlaşmanın uygulanmasında yaşanan aksaklıklar, Eritre askerlerinin bölgeden çekilmemesi ve Amhara milislerinin Batı Tigray'daki varlığını sürdürmesi, kalıcı barışı engelledi. Son haftalarda Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) ile federal hükümet arasındaki müzakerelerin çıkmaza girmesi, tarafları yeniden silahlı çatışmaya yöneltti.
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, ulusal orduya "ülkenin egemenliğini koruma" çağrısı yaparken, Tigray yönetimi federal güçlerin bölgeye yönelik "işgal girişimi"ni püskürteceklerini açıkladı. Çatışmaların başladığı bölge, stratejik açıdan kritik: Tigray'ı ülkenin geri kalanına bağlayan ana yollar ve telekomünikasyon hatları bu hatta bulunuyor.
Birleşmiş Milletler, bölgeden sivil kayıplara ilişkin raporlar almaya başladığını duyurdu. Yardım kuruluşları, yüz binlerce kişinin yeniden yerinden edilme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulunuyor. 2020-2022 savaşında 2 milyondan fazla insan evini terk etmek zorunda kalmış, Tigray'da kıtlık koşulları yaşanmıştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Vekalet Savaşı Tehlikesi
Etiyopya'daki çatışma, yalnızca ülke içi bir mesele olmaktan çıkmış durumda. Eritre, Tigray sınırındaki askeri varlığını son aylarda artırdı; Asmara yönetimi, Tigray güçlerini kendi toprak bütünlüğüne tehdit olarak görüyor. Öte yandan Sudan ve Güney Sudan, Etiyopya'daki istikrarsızlıktan doğrudan etkileniyor; Nil Nehri suları üzerindeki anlaşmazlık da taraflar arasında gerilimi tırmandırıyor.
Mısır ve Sudan, Rönesans Barajı konusunda Etiyopya ile karşı karşıya gelirken, Tigray çatışması bu denklemi daha da karmaşık hale getiriyor. ABD, Avrupa Birliği ve Çin, taraflara itidal çağrısı yaptı. Ancak uluslararası toplumun bölgeye yönelik ilgisi, Ukrayna ve Gazze savaşları nedeniyle sınırlı kalmış durumda. Bu durum, çatışmanın uzaması ve bölgesel aktörlerin müdahil olması riskini artırıyor.
Afrika Birliği, acil ateşkes çağrısı yaparken, Kenya ve Güney Afrika gibi bölge ülkeleri arabuluculuk girişimlerini hızlandırdı. Ancak tarafların pozisyonları arasındaki derin farklılıklar, kısa vadeli bir çözüm olasılığını zayıflatıyor. Uzmanlar, çatışmanın Somali ve Sudan'a sıçrama ihtimaline dikkat çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Etiyopya'daki çatışmaların yeniden alevlenmesi, Türkiye'nin Afrika Boynuzu politikası açısından önemli riskler barındırıyor. Ankara, son yıllarda Etiyopya ile savunma sanayii ve ekonomik iş birliğini derinleştirmiş, TİKA ve özel sektör yatırımlarıyla bölgede etkinliğini artırmıştı. İstikrarsızlığın tırmanması, Türk müteahhitlik firmalarının üstlendiği altyapı projelerini ve ticaret hatlarını tehlikeye atabilir. Ayrıca Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'na yakınlığı nedeniyle bölgesel güvenlik dengeleri doğrudan etkilenebilir. Türkiye'nin, hem Addis Ababa hem de Tigray yönetimiyle diyalog kanallarını açık tutarak diplomatik çözüme katkı sağlaması, uzun vadeli çıkarları açısından kritik görünüyor.