ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) eski geçici komisyon üyesi ve Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) eski Ulusal Bulaşıcı Hastalıklar Merkezi müdür yardımcısı Steve Ostroff, son dönemde yaşanan siklospora salgınının kamuoyuna yansıma sürecini ve ABD gıda güvenliği sistemindeki açıkları değerlendirdi. Ostroff, salgının ilk olarak tespit edildiği andan itibaren halkın bilgilendirilmesi ve gıda kaynaklı hastalıkların önlenmesi konusunda önemli uyarılarda bulundu. Programda, siklospora enfeksiyonlarının yayılmasında ithal gıdaların denetimindeki zafiyetlerin etkili olduğu ve mevcut gözetim sistemlerinin yetersiz kaldığı vurgulandı.
Gelişmenin Arka Planı
Siklospora, parazitik bir protozoon olup genellikle kontamine gıda ve su yoluyla bulaşan, ishal, kramp, mide bulantısı ve ateş gibi belirtilere yol açan bir enfeksiyon etkenidir. Son salgın, özellikle ithal taze sebzelerde (kişniş, fesleğen, marul) tespit edilmiştir. CDC verilerine göre, 2025 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde en az 32 eyalette 200'den fazla doğrulanmış vaka bildirilmiştir. Ostroff, salgının kamuoyuna yansıma zamanlamasının kritik olduğunu belirterek, "İlk vakaların tespiti ile halk sağlığı uyarılarının yayınlanması arasında geçen süre, enfekte kişi sayısının artmasında belirleyici oluyor" dedi. Ayrıca, FDA ve CDC'nin koordinasyon eksikliğine dikkat çekti.
Ostroff, FDA komiserliği döneminde karşılaştığı gıda güvenliği krizlerinden örnekler vererek, bu tür salgınların yalnızca halk sağlığı sorunu değil, aynı zamanda ekonomik bir mesele olduğunu ifade etti. Özellikle tarım sektöründeki üreticilerin, salgın nedeniyle büyük maddi kayıplar yaşadığını ve tüketici güveninin sarsıldığını belirtti. "Gıda güvenliği yatırımı, hem halk sağlığını korur hem de ekonomik istikrarı sağlar. Bu nedenle ithal gıda denetimlerine ayrılan kaynaklar artırılmalı" şeklinde konuştu.
Gıda güvenliği alanındaki uzmanlar, ABD'nin gıda tedarik zincirinin küresel boyutta olduğunu ve tek bir ülkenin tarım ürünlerindeki kontaminasyonun uluslararası pazarları etkileyebileceğini belirtiyor. Siklospora salgını, bu bağlamda DTÖ kuralları çerçevesinde ticaret anlaşmazlıklarına da yol açabilir. İthalatçı ülkeler, güvenlik endişeleriyle bazı ürünlere geçici yasaklar getirebilir; bu da gelişmekte olan ülkelerin ihracat gelirlerini olumsuz etkileyebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Siklospora salgını, ABD'nin gıda güvenliği politikalarını yeniden gözden geçirmesine neden olurken, benzer vakaların diğer gelişmiş ülkelerde de görülmesi, küresel gıda tedarik zincirinin kırılganlığını ortaya koydu. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) da son yıllarda ithal otlarda ve baharatlarda parazit kontaminasyonu raporları yayınladı. Özellikle Meksika, Guatemala ve Peru gibi ülkelerden yapılan ihracatlarda denetimlerin sıkılaştırılması gündemde.
Uzmanlara göre, küresel iklim değişikliği, tarım ürünlerinde parazit ve bakteri yükünün artmasına zemin hazırlıyor. Artan sıcaklıklar ve değişen yağış rejimleri, su kaynaklarının kontaminasyonunu kolaylaştırıyor. Bu durumun, gıda kaynaklı hastalık vakalarının önümüzdeki yıllarda daha sık yaşanabileceğine işaret ettiği düşünülüyor. Bu nedenle, ülkelerin gıda güvenliği sistemlerini modernize etmeleri ve uluslararası iş birliğini artırmaları gerekiyor.
Ostroff, bu tür salgınlarla mücadelede erken uyarı sistemlerinin önemine vurgu yaparak, "Teknolojik yenilikler, gen dizilimi ve izleme sistemleri sayesinde salgınların kaynağı daha hızlı tespit edilebilir" dedi. Ayrıca, halkın eğitilmesi ve doğru bilgilendirilmesi, gereksiz paniklerin önlenmesi açısından kritik bir rol oynuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, gıda ihracatçısı bir ülke olarak benzer gıda güvenliği riskleriyle karşı karşıya. Özellikle tarım ürünleri ihracatında, AB ve ABD standartlarına uyum sağlanması ve ithalatçı ülkelerdeki denetim mekanizmalarının dikkate alınması gerekiyor. Siklospora gibi ihmal edilen patojenler, Türkiye'nin gıda ihracatında karşılaşabileceği potansiyel engeller olarak görülmeli.