Eski ABD Dışişleri Bakanlığı danışmanlarından biri, Suriye ile ilişkilerde yaşanan son değişimi "gerçeküstü" olarak nitelendirdi. Al Jazeera'nin "This is America" programına konuşan eski yetkili, Washington ile Şam arasındaki ilişkilerin on yıllardır düşmanca bir seyir izlediğini, ancak son dönemde bazı diplomatik sinyallerin geldiğini belirtti. Bu açıklamalar, Suriye'deki iç savaşın başlangıcından bu yana ABD'nin Esad rejimine yönelik politikalarında köklü bir değişimin işareti olarak yorumlanıyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD'nin Suriye politikası, 2011'de başlayan iç savaş sırasında Beşar Esad'ın devrilmesini hedefleyen bir çizgiden, zamanla daha pragmatik bir yaklaşıma evrildi. Özellikle DEAŞ'la mücadele kapsamında ABD, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kürt güçleriyle iş birliği yaparken, Esad rejimiyle doğrudan temas kurmaktan kaçındı. Ancak son aylarda, Arap ülkelerinin Şam'la yeniden ilişki kurma çabaları ve bölgesel dengelerdeki değişim, Washington'u da yeni bir değerlendirmeye itti.
Eski danışman, ABD'nin Suriye'deki önceliklerinin artık rejim değişikliğinden ziyade istikrar ve insani yardım ekseninde şekillendiğini ifade etti. Ayrıca, İran'ın bölgedeki etkisini dengelemek ve Rusya'nın Suriye'deki askeri varlığını sınırlamak için Şam'la sınırlı bir diyaloğun gerekli olabileceğini söyledi. Bu açıklamalar, ABD'nin uzun süredir uyguladığı yaptırımların ve izolasyon politikasının gözden geçirilebileceği yönünde yorumlandı.
Suriye'deki iç savaşta 500 binden fazla kişi hayatını kaybetti, milyonlarca kişi yerinden edildi. Bu insani trajedi, ülkenin yeniden inşası için uluslararası desteğin önemini artırıyor. Ancak Batılı ülkeler, Esad rejiminin savaş suçları işlediğini ve siyasi geçiş sürecine yanaşmadığını öne sürerek Şam'la normalleşmeye temkinli yaklaşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin Suriye ile ilişkilerindeki bu potansiyel yumuşama, Orta Doğu'daki güç dengelerini de etkileyebilir. Özellikle Türkiye, İran, Rusya ve Körfez ülkeleri, Suriye'deki gelişmeleri yakından takip ediyor. Türkiye, Suriye'nin kuzeyinde PKK/PYD'nin varlığından endişe duyarken, İran ve Rusya ise Esad rejiminin ayakta kalmasını kendi çıkarları açısından önemli görüyor.
ABD'nin Şam'la diyaloğa başlaması, bölgedeki müttefikleri arasında rahatsızlık yaratabilir. Özellikle İsrail, İran'ın Suriye'deki askeri yapılanmasına karşı mücadelesinde ABD'nin desteğinin azalmasından endişe ediyor. Öte yandan, Arap ülkelerinin Suriye'ye dönüşü, Esad rejiminin uluslararası alanda meşruiyetini artırabilir ve savaş sonrası yeniden yapılanma sürecini hızlandırabilir.
Bu bağlamda, eski ABD yetkilisinin "gerçeküstü" ifadesi, Suriye'nin uluslararası toplumda yeniden kabul görmesinin uzun yıllar önce hayal bile edilemeyeceğine işaret ediyor. Obama döneminde "Esad gitmeli" sloganıyla yola çıkan ABD'nin, bugün Şam'la diplomatik temas arayışında olması, gerçekten de tarihsel bir dönüşümün göstergesi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suriye'deki gelişmelere doğrudan taraf olan ülkelerin başında geliyor. ABD'nin Şam'la ilişkilerini normalleştirme ihtimali, Ankara için hem risk hem de fırsat barındırıyor. Türkiye, Suriye'nin kuzeyinde oluşturulmaya çalışılan PKK/PYD kontrolündeki koridorun kendi güvenliğine tehdit olduğunu savunuyor. ABD'nin bu konudaki tutumu, Türkiye'nin askeri operasyonlarını doğrudan etkileyebilir. Diğer yandan, Suriye'de siyasi çözüm ve yeniden yapılanma, Türkiye'nin ev sahipliği yaptığı 3 milyon civarındaki Suriyeli mültecinin güvenli dönüşüne zemin hazırlayabilir. Bu nedenle Türkiye, Suriye'de istikrarın sağlanmasını ve terör unsurlarının temizlenmesini öncelikli hedef olarak görüyor. ABD ile yapılacak olası bir diyalogda Türkiye'nin çıkarlarının korunması, kritik bir denge unsuru olacaktır.