Küresel enerji krizinin derinleşmesiyle birlikte, yakıt maliyetlerine yönelik bir tür tüketici desteği sağlayan ülke sayısı 90'ı aştı. Uluslararası kuruluşların derlediği verilere göre, hükümetler artan petrol, doğal gaz ve elektrik fiyatları karşısında hem haneleri hem de işletmeleri korumak için benzeri görülmemiş ölçekte sübvansiyon programları başlattı. Ancak bu politikalar, kamu maliyesi üzerinde ciddi bir yük oluşturarak bütçe açıklarını ve borçlanma ihtiyacını artırıyor.
Artan sübvansiyonların arka planı
Enerji fiyatlarındaki keskin artış, pandemi sonrası toparlanma, arz kısıtlamaları ve jeopolitik gerilimlerin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Özellikle 2021'in ikinci yarısından itibaren doğal gaz ve kömür fiyatlarında rekor seviyeler görüldü. Rusya-Ukrayna savaşının başlamasıyla birlikte Avrupa'da enerji arz güvenliği endişeleri zirveye ulaştı ve fiyatlar daha da yükseldi. Bu durum, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hükümetleri acil önlemler almaya itti.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar, sübvansiyonların hedeflenmemiş olması durumunda bütçe disiplinini bozabileceği ve piyasa sinyallerini çarpıtabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle fosil yakıt sübvansiyonları, yenilenebilir enerjiye geçişi yavaşlatarak uzun vadeli iklim hedeflerini tehlikeye atıyor. Buna rağmen, birçok ülke sosyal huzursuzluğu önlemek ve enflasyonun hane halkı üzerindeki etkisini azaltmak için sübvansiyonları sürdürmek zorunda kalıyor.
Dünya genelinde sübvansiyonların toplam maliyeti trilyonlarca doları bulmuş durumda. Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) verilerine göre, 2022 yılında küresel fosil yakıt tüketim sübvansiyonları 1 trilyon doları aşarak rekor kırdı. Bu rakam, 2021'deki seviyenin iki katından fazla. Sübvansiyonların büyük bir kısmı, gelişmekte olan ülkelerde akaryakıt fiyatlarının sabit tutulması veya doğrudan nakit transferleri şeklinde gerçekleşiyor. Ancak bu ülkelerin çoğu, artan borç yükü ve sınırlı mali alan nedeniyle bu politikaları sürdürmekte zorlanıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Enerji sübvansiyonları, sadece ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik bir mesele haline geldi. Avrupa Birliği, enerji fiyatlarındaki dalgalanmayı hafifletmek için ortak bir yaklaşım benimsemeye çalışırken, üye ülkeler arasında farklı uygulamalar görülüyor. Almanya, Fransa ve İtalya gibi büyük ekonomiler, hanelere ve işletmelere yönelik geniş kapsamlı destek paketleri açıkladı. Ancak bu paketler, ulusal bütçelerde önemli açıklar oluşturdu ve AB'nin mali kurallarıyla çelişme potansiyeli taşıyor.
Gelişmekte olan ülkelerde ise durum daha kritik. Pakistan, Sri Lanka, Bangladeş gibi ülkeler, enerji ithalatı için gereken dövizi bulmakta zorlanıyor ve sübvansiyonları kaldırmak zorunda kalıyor. Bu durum, toplumsal protestolara ve siyasi istikrarsızlığa yol açabiliyor. Nijerya, Endonezya ve Malezya gibi petrol üreticisi ülkeler bile, artan küresel fiyatlara rağmen iç piyasada sübvansiyonları sürdürmekte zorlanıyor. Öte yandan, ABD ve Kanada gibi ülkeler, stratejik petrol rezervlerini serbest bırakarak fiyatları düşürmeye çalışsa da, bu adımlar sınırlı bir etki yaratıyor.
Uluslararası kuruluşlar, sübvansiyonların daha iyi hedeflenmesi ve kırılgan gruplara doğrudan destek sağlanması çağrısı yapıyor. Ancak pratikte, birçok hükümet için bu geçiş zorlu ve maliyetli. Enerji fiyatlarındaki oynaklık devam ettikçe, sübvansiyonların kamu maliyesi üzerindeki baskısının artması bekleniyor. Bu durum, ülkelerin borçlanma ihtiyacını artırabilir ve küresel finansal istikrarı tehdit edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ithalatına bağımlı bir ülke olarak küresel enerji krizinden doğrudan etkileniyor. Artan yakıt fiyatları, cari açığı ve enflasyonu olumsuz yönde baskılıyor. Hükümet, akaryakıt fiyatlarındaki artışı sınırlamak için çeşitli sübvansiyon ve vergi indirimleri uyguluyor; ancak bu politikalar bütçe üzerinde önemli bir yük oluşturuyor. Türkiye'nin enerji sübvansiyonlarına ayırdığı kaynak, deprem sonrası artan harcamalarla birlikte daha da kritik hale geldi. Ayrıca, Rusya'dan doğal gaz alımları ve alternatif kaynak arayışları, dış politika dengelerini etkiliyor.