ABD'de sinemalarda sınırlı gösterime giren ve komedyen Nathan Fielder'ın yönettiği Elizabeth Holmes belgeseli, hafta sonu boyunca 2 bin kapalı gişe seansına ulaştı. "You Can See Everything" adlı belgesel, 855 sinema salonunda gösterildi ve neredeyse üç saatlik süresiyle dikkat çekti. Film, Theranos skandalının merkezindeki isim olan Elizabeth Holmes'un hikâyesini satirik bir dille ele alıyor.
Belgeselin arka planı ve gösterim stratejisi
Nathan Fielder, absürt ve kafa karıştırıcı mizah tarzıyla tanınan bir komedyen. Daha önce "Nathan for You" ve "The Rehearsal" gibi yapımlarla adından söz ettiren Fielder, bu kez ciddi bir konuyu alaya alarak izleyici karşısına çıktı. Belgesel, Elizabeth Holmes'un kan testi şirketi Theranos'un çöküşünü ve Holmes'un mahkûmiyetini konu alıyor. Ancak film, alışılagelmiş bir belgesel formatından ziyade, kurgusal ve mizahi bir yaklaşım benimsiyor. Bu durum, filmin sınırlı gösterimde bile büyük ilgi görmesinin nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.
855 sinemada gösterime giren film, hafta sonu boyunca toplamda 2 bin kapalı gişe seansı gerçekleştirdi. Bu, sınırlı gösterim için oldukça yüksek bir rakam. Belgeselin neredeyse üç saatlik süresi, onu izlemek isteyenler için bir tür sadakat testi gibi. Yine de seyircilerin ilgisi, filmin gişede beklenenin üzerinde bir performans sergilemesini sağladı. Film, ABD genelinde sadece belirli sinemalarda gösterildiği halde, kapalı gişe seanslarının sayısı dikkat çekici.
Elizabeth Holmes, 2014 yılında Theranos'un değerini 9 milyar dolara çıkaran bir girişimci olarak tanınıyordu. Ancak 2015'te Wall Street Journal'ın ortaya çıkardığı usulsüzlükler sonucu şirket çöktü ve Holmes, dolandırıcılık suçundan 11 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Holmes'un hikâyesi daha önce de kitaplara, belgesellere ve televizyon dizilerine konu oldu. Ancak Fielder'ın yaklaşımı, bu hikâyeyi alışılmadık bir açıdan ele almasıyla farklılaşıyor. Film, Holmes'un kendisini nasıl sunduğunu ve medyanın bu sunumu nasıl işlediğini sorguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Belgeselin ABD'de gösterdiği performans, sinema sektöründe sınırlı gösterim stratejilerinin hâlâ işe yarayabileceğini gösteriyor. pandemi sonrası dönemde sinemalar, büyük bütçeli yapımlara bağımlı hale gelmişken, bağımsız veya sıra dışı içeriklerin de izleyici bulabileceği ortaya çıktı. Özellikle genç izleyiciler arasında streaming platformlarına kıyasla sinemaya gitme alışkanlığının azaldığı bir dönemde, bu tür etkinlik filmleri bir tür toplumsal deneyim yaratıyor. Fielder'ın hayran kitlesi, sosyal medyada filmin gösterimlerini organize ederek kapalı gişe seanslarının artmasında etkili oldu.
Öte yandan, Elizabeth Holmes hikâyesi, Silikon Vadisi'nin etik sorunlarını ve startup kültürünün karanlık yüzünü simgeliyor. Belgeselin bu kadar ilgi görmesi, ABD toplumunun büyük şirket skandallarına ve beyaz yakalı suçlara olan merakını da yansıtıyor. Holmes'un davası, ABD'de uzun süre gündemde kalmış ve iş dünyasında güvenilirlik tartışmalarını alevlendirmişti. Film, bu tartışmayı mizahi bir dille yeniden gündeme taşıyor.
Küresel ölçekte ise, belgeselin başarısı, benzer konulardaki yapımlara da cesaret verebilir. Özellikle Avrupa ve Asya'da da iş dünyası skandallarına ilgi duyan bir izleyici kitlesi var. Ancak filmin dağıtımı şimdilik ABD ile sınırlı. Yine de dijital platformlarda yayınlanması halinde küresel bir izleyici kitlesine ulaşması muhtemel. Türkiye'de de Elizabeth Holmes hikâyesi, daha önce çeşitli haber ve analizlere konu olmuş, girişimcilik ekosisteminde ders çıkarılması gereken bir vaka olarak sunulmuştu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Elizabeth Holmes belgeselinin ABD'deki başarısı, doğrudan Türkiye'yi ilgilendiren bir gelişme değil. Ancak dolaylı olarak Türk girişimcilik ekosistemi ve iş dünyası etiği açısından dersler içeriyor. Theranos skandalı, teknoloji şirketlerinin denetimsiz büyümesinin yol açabileceği yıkımı gösteriyor. Türkiye'de de son yıllarda hızla büyüyen startup'lar ve teknoloji girişimleri var. Bu tür skandalların önlenmesi için şeffaflık ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekiyor. Ayrıca belgeselin mizahi yaklaşımı, medyanın ve sanatın iş dünyasındaki yolsuzlukları nasıl ele alabileceğine dair bir örnek teşkil ediyor. Türk sinemacılar ve içerik üreticileri için de ilham verici olabilir.