Michigan Demokrat Senato adayı Abdul El-Sayed, Pazar günü daha önce birlikte kampanya yürüttüğü aşırı sol yayıncı Hasan Piker ile ilgili soruları geri çevirdi. El-Sayed, kendisine yöneltilen soruya “Kaliforniya'daki yayıncılarla konuşmaya ilgim yok” diyerek yanıt verdi. Bu açıklama, adayın Piker ile olan ilişkisini sorgulayan seçmenler ve basın mensupları nezdinde tartışma yarattı.
Olayın Arka Planı
Abdul El-Sayed, 2024 seçim döngüsünde Michigan'dan Demokrat Parti kontenjanından Senato'ya adaylığını koymuş bir isim. Daha önceki kampanya süreçlerinde, özellikle 2018'deki Michigan Valiliği adaylığı sırasında, genç seçmenlere ve sol eğilimli kitlelere ulaşmak için çeşitli internet yayıncılarıyla işbirliği yapmıştı. Bu isimlerden biri de Twitch ve YouTube gibi platformlarda geniş kitlelere hitap eden Hasan Piker'di. Piker, kendisini“aşırı sol” olarak tanımlayan, zaman zaman tartışmalı söylemleriyle gündeme gelen bir yayıncı. El-Sayed'in Piker ile birlikte görünmesi, özellikle Michigan'daki Yahudi seçmenler arasında rahatsızlık yaratmış durumda.
Pazar günü bir televizyon programında El-Sayed'e yöneltilen soru, bu rahatsızlığın bir yansımasıydı: “Eyaletinizde Piker ile ilişkinizden endişe duyan Yahudi seçmenler var. Antisemitizmi kınadınız ancak Piker'ı kınadınız mı?” El-Sayed ise soruyu doğrudan yanıtlamak yerine, “Kaliforniya'daki yayıncılarla konuşmaya ilgim yok” ifadesini kullandı. Bu yanıt, adayın Piker konusunu kendisinden uzaklaştırmaya çalıştığı şeklinde yorumlandı.
Piker'in Geçmişi ve Tartışmalar
Hasan Piker, Türk asıllı Amerikalı bir yayıncı ve siyasi yorumcu. Kendisi, genç yaşta siyasi içerik üretmeye başlamış, özellikle 2020 seçimlerinde Bernie Sanders kampanyasına destek vermişti. Ancak Piker, zaman zaman yaptığı açıklamalarla antisemitizm suçlamalarıyla karşılaştı. Örneğin, 2023'te İsrail-Hamas çatışması sırasında sarf ettiği sözler, bazı kesimler tarafından Yahudi karşıtı olarak nitelendirildi. Piker, bu suçlamaları reddetse de, özellikle Yahudi toplumu içinde tartışmalı bir figür olmayı sürdürüyor.
El-Sayed'in Piker ile bağlantısı, Michigan'daki Yahudi seçmenler için hassas bir konu. Michigan, ABD'de önemli bir Yahudi nüfusuna ev sahipliği yapıyor ve bu seçmen kitlesi, Demokrat Parti içinde etkili bir grup. El-Sayed'in Piker'ı kınamaktan kaçınması, onun bu seçmen nezdinde desteğini zayıflatabilir. Adayın“Kaliforniya'daki yayıncılarla konuşmaya ilgim yok” ifadesi, Piker'ın Kaliforniya merkezli olmasına atıfta bulunuyor; ancak bu, sorunun özünü ele almaktan kaçınmak olarak değerlendiriliyor.
Siyasi Yansımalar
Abdul El-Sayed, Michigan'da ilerici bir Demokrat olarak tanınıyor ve genç seçmenler, azınlıklar ve sol eğilimli kesimler arasında popüler. Ancak bu tür bir tartışma, onun genel seçimlerde ılımlı seçmenleri kazanma çabalarına zarar verebilir. Michigan, başkanlık seçimlerinde kritik bir salıncak eyalet; Senato yarışı da ulusal çapta dikkatle izleniyor. El-Sayed'in Piker ile ilişkisi, Cumhuriyetçi rakipleri tarafından kendisine karşı kullanılabilir.
Öte yandan, Piker'ın kendisi de sosyal medyada geniş bir takipçi kitlesine sahip ve El-Sayed'in kampanyasına destek vermişti. Bu destek, genç seçmenleri mobilize etme açısından değerli olabilir; ancak Yahudi seçmenlerle yaşanan gerilim, bu desteğin maliyetini artırıyor. El-Sayed'in açıklaması, bir denge politikası izleme çabası olarak görülebilir: Bir yandan Piker'ı savunmaktan kaçınırken, diğer yandan onu açıkça kınamaktan da geri duruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, ABD iç siyasetindeki tartışmaların Türkiye'ye yansımaları açısından önem taşıyor. Hasan Piker, Türk asıllı bir Amerikalı olarak zaman zaman Türkiye karşıtı söylemleriyle de gündeme gelmiş, özellikle Ermeni soykırımı iddialarına verdiği destekle Türkiye'de tepki çekmişti. El-Sayed'in Piker ile ilişkisi, ABD'de Türkiye aleyhtarı bir figürle işbirliği yapıldığı algısını güçlendirebilir. Ayrıca, Michigan'daki Yahudi seçmenlerin tepkisi, ABD'deki diaspora siyasetinin Türkiye'ye yönelik tutumları nasıl etkileyebileceğini gösteriyor. Türk dış politikası açısından, ABD'deki seçim kampanyalarında Türkiye karşıtı söylemlerin normalleşmesi endişe verici. Ancak bu olay özelinde doğrudan bir Türkiye karşıtı politika üretimi söz konusu değil; daha çok iç siyasi dinamikler öne çıkıyor.