İzlanda'da geçtiğimiz hafta, iklim değişikliği nedeniyle resmen yok olduğu ilan edilen ilk buzul için bir anma töreni düzenlendi. Okjökull adlı buzul, 2014 yılında bilim insanları tarafından "ölü" ilan edilmiş ve 2019'da bir plaketle anılmıştı. Ancak bu kez tören daha kapsamlıydı: yerel halk, aktivistler ve bilim insanları, buzulun kaybını toplu bir ritüelle andı. Peki insanlar olarak diğer insanların yasını tutmayı biliyoruz da, doğanın kayıpları karşısında hissettiğimiz ekolojik yası nasıl ifade edeceğiz? Uzmanlar, batı kültüründe bu tür ritüellerin eksik olduğunu ve iklim krizinin yol açtığı kayıplarla başa çıkmak için yeni gelenekler geliştirilmesi gerektiğini söylüyor.
Ekolojik yas: Doğanın kaybına ağıt
Yıllar önce bir Kuzey Atlantik sağ balinası uzmanıyla röportaj yaptığımı hatırlıyorum. Pratik, bilim odaklı bir adamdı. Ancak nesli tükenmekte olan dişi bir balinadan bahsederken sesi titredi. Ona göre bu sadece bir tür kaybı değil, aynı zamanda binlerce yıllık bir mirasın, bir bilginin, bir ilişkinin sonuydu. Bu duygu, ekolojik yas olarak adlandırılan, insan dışındaki canlıların ve ekosistemlerin kaybına duyulan derin üzüntü. Psikologlar, bu tür bir yasın toplumsal olarak tanınmadığında bireylerde çaresizlik, suçluluk ve kaygıya yol açabileceğini belirtiyor. Okjökull'un anılması, bu tür duyguların kolektif olarak ifade edilmesine bir örnek.
Ritüellerin iyileştirici gücü
Antropologlara göre ritüeller, toplulukların ortak kayıpları anlamlandırmasına ve yas sürecini yönetmesine yardımcı olur. İzlanda'daki törende, katılımcılar buzulun eridiği vadiye yürüdü, şiirler okudu ve bir plaket bıraktı. Benzer ritüeller, Avustralya'daki Büyük Set Resifi'nin beyazlaması için düzenlenen yas etkinliklerinden, Pasifik adalarında yükselen deniz seviyesi nedeniyle terk edilen köyler için yapılan törenlere kadar dünyada yaygınlaşıyor. Ancak batı toplumları, doğal varlıklar kaybolduğunda genellikle sessiz kalıyor. Oysa bu tür ritüeller, iklim değişikliğinin soyut etkilerini somutlaştırarak toplumsal farkındalığı artırabilir.
Küresel bir hareketin parçası
Ekolojik yas, sadece bireysel bir duygu değil, aynı zamanda siyasi bir eylem çağrısı. Aktivisler, doğanın kayıplarının yasını tutmanın, iklim politikalarının yetersizliğine dikkat çekmenin bir yolu olduğunu söylüyor. İsveçli aktivist Greta Thunberg'in başlattığı okul grevleri, bu duyguyu kolektif bir eyleme dönüştürmenin bir örneği. Bilim insanları, ekolojik yasın bastırılmasının iklim inkarcılığını beslediğini, oysa bu duyguyu sahiplenmenin harekete geçmeyi teşvik ettiğini savunuyor. Dolayısıyla Okjökull için yapılan anma töreni, sadece bir buzulun değil, insanlığın doğayla olan bağının da yeniden düşünülmesine bir davet.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek Akdeniz havzasında yer alıyor. Artan sıcaklıklar, orman yangınları, kuraklık ve biyolojik çeşitlilik kaybı ülke için ciddi tehditler oluşturuyor. Ekolojik yas kavramı Türkiye'de henüz yaygın olmasa da, özellikle son yıllardaki büyük yangınlar ve sel felaketleri sonrası toplumda doğa kaybına dair bir duyarlılık artıyor. Türkiye'nin iklim politikalarında bu tür kayıpların yasını tutacak bir kültürel pratik geliştirmesi, toplumsal farkındalığı artırabilir ve iklim eylemi için bir motivasyon kaynağı olabilir. Ayrıca tarım ve turizm gibi iklime duyarlı sektörler, bu kayıpların ekonomik etkilerini de hissedecek.