Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde (DKC) devam eden Ebola salgını, ülkenin beş farklı eyaletine yayılarak kontrol altından çıkmaya başladı. Sağlık yetkilileri, virüsün şu ana kadar 2.000'den fazla kişiye bulaştığını ve 1.400'den fazla kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Salgın, özellikle doğudaki Kuzey Kivu ve Ituri eyaletlerinde yoğunlaşırken, son haftalarda Güney Kivu, Tshopo ve Maniema'ya da sıçradı. Uzmanlar, virüsün yayılma hızının önüne geçilmezse komşu ülkelere, özellikle Güney Sudan'a sıçrayabileceği konusunda uyarıyor.
Salgının arka planı: 10 aydır süren mücadele
DKC Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, salgın 1 Ağustos 2018'de Kuzey Kivu eyaletinin Beni kentinde başladı. Bu, ülkenin onuncu Ebola salgını olarak kayıtlara geçti ve kısa sürede bölgedeki çatışmalar nedeniyle kontrolü zorlaştı. Aktif silahlı grupların varlığı, sağlık ekiplerinin bölgeye erişimini engelliyor, aşı kampanyaları zaman zaman kesintiye uğruyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, bugüne kadar yaklaşık 116.000 kişi aşılandı; ancak yeni vakaların sayısı hâlâ endişe verici bir seviyede.
Salgının yayıldığı bölgeler, aynı zamanda Uganda, Ruanda, Burundi ve Güney Sudan ile sınır komşusu olan stratejik bir konumda bulunuyor. Özellikle Uganda sınırındaki yoğun ticaret hareketi, virüsün bölge ülkelerine taşınma riskini artırıyor. DSÖ, salgının uluslararası boyut kazanabileceği uyarısında bulunarak komşu ülkelerin teyakkuz halinde olması çağrısı yaptı.
Bölgesel ve küresel boyut: Sınırlar ötesi tehdit
Ebola, 2014-2016 yıllarında Batı Afrika'da 11.000'den fazla kişinin ölümüne yol açan büyük salgının ardından hâlâ bir halk sağlığı tehdidi olarak kabul ediliyor. Ancak bu kez salgının aktif çatışma bölgelerinde seyretmesi, müdahaleyi benzeri görülmemiş bir şekilde zorlaştırıyor. Sınır ötesi hareketlilik ve mülteci akınları, virüsün komşu ülkelere sıçrama ihtimalini güçlendiriyor. Uganda'nın geçtiğimiz haftalarda sınırlarındaki tarama önlemlerini artırdığı, Güney Sudan'ın ise acil durum merkezi kurduğu bildiriliyor.
Afrika Birliği ve BM, salgının yayılmasını önlemek amacıyla DKC'ye ek sağlık ekipleri ve ekipman gönderme kararı aldı. Ancak fon yetersizliği ve lojistik sorunlar, uluslararası toplumun etkili bir müdahalesini geciktiriyor. Dünya Bankası ve GAVI aşılama ittifakı, salgının kontrolü için ek kaynak sağlayacaklarını açıkladı. Bununla birlikte, uzmanlar hastalıkla mücadelede toplumun güveninin kazanılmasının kritik önemde olduğunu, bu nedenle yerel yönetimlerin ve toplum liderlerinin sürece dahil edilmesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin doğrudan Ebola riski bulunmamakla birlikte, salgının küresel etkileri açısından değerlendirilmesi gerekiyor. DKC ve bölgesindeki istikrarsızlığın devam etmesi, Afrika Boynuzu'na ve Orta Doğu'ya yönelik insani ve ekonomik yansımalar doğurabilir. Türkiye, son yıllarda Afrika'da sağlık altyapısının güçlendirilmesi ve insani yardım konularında aktif bir politika yürütüyor. Bu kapsamda, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ve Sağlık Bakanlığı'nın bölgeye yönelik projeleri bulunuyor. Salgının büyümesi, Türkiye'nin insani diplomasisinde yeni bir alan açabilir; ayrıca Türkiye'deki sağlık kurumlarının bölgesel acil durumlara hazırlıklı olması önem kazanıyor.