Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde (DRC) devam eden Ebola salgını, ülke tarihinin en ölümcül salgını haline geldi. Birleşmiş Milletler (BM), geçtiğimiz hafta virüsün 'kazandığını' söyleyerek uluslararası topluma acil müdahale çağrısında bulundu. Salgının başladığı Ağustos 2018'den bu yana en az 1.000 kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor. Geçen hafta her 28 dakikada bir kişinin Ebola nedeniyle öldüğü kaydedildi. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, salgının kontrol altına alınması için daha fazla fon ve sağlık personeli desteği istedi.
Salgının arka planı ve mevcut durum
Ebola, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin doğusundaki Kuzey Kivu ve Ituri eyaletlerinde hızla yayılıyor. Bu bölgeler, uzun süredir devam eden silahlı çatışmalar ve nüfus hareketleri nedeniyle sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlı olduğu alanlar. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, salgının başlangıcından bu yana 1.500'den fazla vaka bildirildi ve bu vakaların yaklaşık 1.000'i ölümle sonuçlandı. Özellikle son haftalarda vaka sayılarındaki artış, sağlık yetkililerini endişelendiriyor. Salgının kontrol altına alınmasında en büyük engellerden biri, toplumların sağlık ekiplerine güven duymaması. Bazı bölgelerde sağlık merkezlerine silahlı saldırılar düzenleniyor; bu da aşılama ve tedavi çalışmalarını aksatıyor.
DSÖ, bu salgının kontrol altına alınmasının 'dünyanın en karmaşık sağlık acil durumlarından biri' olduğunu defalarca vurguladı. 2014-2016 yıllarında Batı Afrika'da görülen ve 11.000'den fazla kişinin ölümüne yol açan Ebola salgınından bu yana, hastalığa karşı aşılar geliştirildi. Ancak Kongo'daki mevcut aşılama kampanyaları, güvenlik sorunları ve yerel halkın tereddütü nedeniyle yeterli düzeye ulaşamıyor. Ayrıca, mevcut aşının (rVSV-ZEBOV) sadece Zaire ebola türüne karşı etkili olması ve bu salgındaki virüsün de bu tür olması, aşılamanın önemini artırıyor. Ancak aşıya erişim, özellikle çatışma bölgelerinde yaşayan insanlar için oldukça sınırlı.
Bölgesel ve küresel boyut
Ebola salgını yalnızca Kongo için değil, tüm Orta Afrika bölgesi için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Salgının Uganda, Ruanda ve Güney Sudan gibi komşu ülkelere sıçrama riski bulunuyor. Bu ülkelerin sağlık altyapıları zaten kırılgan durumda; olası bir yayılma, bölgesel bir krize dönüşebilir. DRC'deki devam eden çatışmalar, göçmen hareketlerini artırarak virüsün daha geniş alanlara taşınmasına neden olabilir. BM, sınır kapılarında sağlık taramalarının sıkılaştırılması çağrısı yapıyor, ancak bu önlemler yetersiz kalıyor.
Küresel sağlık topluluğu, Ebola ile mücadelede tarihten ders çıkarmış olsa da, mevcut salgın gösteriyor ki hastalıkla mücadele sadece tıbbi bir sorun değil; aynı zamanda siyasi, sosyal ve güvenlik boyutları olan bir kriz. BM Güvenlik Konseyi, salgının uluslararası barış ve güvenliğe tehdit oluşturduğunu kabul ederek 2014 yılında ilk kez bir sağlık krizini 'barışa tehdit' olarak nitelendirmişti. Bu kez de benzer bir yaklaşım bekleniyor. Ancak fon yetersizliği hala en büyük sorunlardan biri. BM, salgının kontrol altına alınması için 350 milyon dolara ihtiyaç olduğunu açıkladı, ancak şu ana kadar gereken fonun ancak yarısı toplanabildi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afrika kıtasıyla insani yardım ve sağlık alanında giderek artan bir iş birliği içinde. Kongo'daki Ebola salgını, Türkiye'nin sağlık diplomasisi açısından önemli bir fırsat sunabilir. Türkiye, daha önce Batı Afrika'daki Ebola krizinde sağlık ekipleri ve yardım malzemeleri göndererek uluslararası dayanışma örneği sergilemişti. Bu yeni salgında da benzer bir yardım politikası izlemesi, Türkiye'nin Afrika'daki etkisini artırabilir. Ayrıca Türkiye, sınır komşusu olmamakla birlikte, salgının küresel bir tehdit oluşturması nedeniyle uluslararası toplumun bu krize müdahalesinde aktif rol alabilir. Sağlık Bakanlığı'nın deneyimi ve aşı üretimi konusundaki potansiyeli, gelecekte benzer salgınlara karşı küresel hazırlığa katkı sağlayabilir. Ancak Türkiye'nin öncelikle bölgedeki istikrar ve insani güvenliğe yönelik riskleri göz önünde bulundurarak politika geliştirmesi gerekiyor.