İsrail hükümetinin, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan ve Doğu Kudüs ile Maale Adumim yerleşimi arasında stratejik bir konuma sahip E1 bölgesinde yeni bir yerleşim inşa etme planı, uluslararası toplumun sert tepkisine yol açtı. Bu plan, Filistin topraklarının bütünlüğünü tehdit etmekle kalmıyor, aynı zamanda Başbakan Binyamin Netanyahu ve koalisyonundaki aşırı sağcı partilere, yaklaşan seçimler öncesinde siyasi bir kazanım sağlıyor. ABD yönetimi, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milutlar, planı kınayarak iki devletli çözümü baltaladığını vurgularken, analistler bu hamlenin Netanyahu'nun iç siyasetteki konumunu güçlendirebileceğini belirtiyor.
E1 Bölgesi ve Yerleşim Planının Arka Planı
E1, Batı Şeria'nın doğusunda, Kudüs'ün hemen dışında yer alan ve yaklaşık 12 kilometrekarelik bir alanı kapsayan bir bölgedir. İsrail, bu bölgeyi 1967'den bu yana işgal altında tutuyor ve uzun süredir burada yerleşim birimleri inşa etmeyi planlıyor. Ancak uluslararası baskılar nedeniyle bu planlar defalarca ertelendi. Şimdi ise hükümet, E1'de binlerce konut inşa etmek için onay sürecini başlattı. Bu adım, Batı Şeria'yı ikiye bölerek Filistin devletinin kurulmasını fiilen imkansız hale getirebilecek kritik bir hamle olarak değerlendiriliyor. Filistinliler, E1'in işgal edilmesi halinde Doğu Kudüs ile Batı Şeria arasındaki bağlantının tamamen kesileceğini ve iki devletli çözümün sona ereceğini savunuyor.
İsrail hükümeti ise planın, Maale Adumim yerleşimindeki nüfus artışını karşılamak ve Kudüs'ün birleşik kalmasını sağlamak amacıyla hayata geçirildiğini öne sürüyor. Ancak uluslararası hukuka göre, işgal altındaki topraklarda Yahudi yerleşimleri inşa etmek yasa dışı kabul ediliyor. BM Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı da bu yerleşimleri açıkça kınayarak, iki devletli çözümü tehdit ettiğini belirtiyor. Buna rağmen, Netanyahu hükümeti, seçim döneminde milliyetçi tabanına mesaj vermek ve koalisyon ortaklarını memnun etmek için bu tür adımları sık sık kullanıyor.
Küresel Tepkiler ve Bölgesel Boyut
E1 planına yönelik uluslararası tepkiler oldukça sert. ABD Dışişleri Bakanlığı, planın iki devletli çözüme zarar verdiğini ve provokasyon olduğunu açıkladı. Avrupa Birliği ise yaptığı yazılı açıklamada, İsrail'i uluslararası hukuka uymaya çağırdı ve bu tür tek taraflı adımların barış sürecini olumsuz etkilediğini vurguladı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, konuya ilişkin endişelerini dile getirerek, tarafları gerilimi artıracak eylemlerden kaçınmaya davet etti. Arap Ligi de planı kınayarak, bunun bölgedeki istikrarı tehdit ettiğini belirtti.
Ancak bu tepkilerin, İsrail'in iç siyaseti üzerinde beklenen etkiyi yaratmadığı görülüyor. Netanyahu ve müttefikleri, uluslararası kınamaları bir iç siyaset malzemesi olarak kullanıyor. Seçim kampanyasında, dış baskılara boyun eğmeyeceklerini ve İsrail'in çıkarlarını koruyacaklarını vurguluyorlar. Özellikle aşırı sağcı partiler, E1 gibi adımların, İsrail'in güvenliği ve toprak bütünlüğü için hayati önem taşıdığını savunuyor. Bu durum, İsrail siyasetinde yerleşim politikalarının popülaritesini artırıyor ve Netanyahu'nun koalisyonunu güçlendiriyor.
Bölgesel olarak bakıldığında, E1 planı, Filistin yönetimi ile İsrail arasındaki ilişkileri daha da germekte ve iki devletli çözüm umutlarını azaltmaktadır. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, bu planın barış sürecini rayından çıkardığını ve uluslararası toplumun harekete geçmesi gerektiğini söyledi. Öte yandan, Ürdün ve Mısır gibi komşu ülkeler, bu gelişmenin bölgesel istikrarı olumsuz etkileyebileceği konusunda uyarılarda bulundu. İsrail ile normalleşme sürecini sürdüren Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi ülkeler ise planı dolaylı olarak eleştirerek, iki devletli çözümün desteklenmesi gerektiğini ifade etti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in E1 yerleşim planı, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği ve İsrail ile ilişkilerindeki hassasiyeti yakından ilgilendiriyor. Türkiye, uzun süredir iki devletli çözümü savunmakta ve Filistin topraklarının işgalini kınamaktadır. Bu plan, Türkiye'nin Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da adil ve kalıcı bir barışın tesisi için yürüttüğü diplomatik çabaları zedeleyebilecek nitelikte. Ayrıca, bölgesel istikrarın korunması açısından Türkiye, bu tür tek taraflı adımların Arap-İsrail çatışmasını derinleştirebileceğini ve yeni göç dalgalarına yol açabileceğini öngörüyor. Türkiye'nin, uluslararası hukuka ve BM kararlarına saygı çağrısı yapması ve Filistin halkının haklarını savunmaya devam etmesi beklenir. Bu çerçevede, E1 planı, Türkiye'nin bölgesel politikalarında daha aktif bir rol oynamasını gerektirebilir.