Nevada'da düşük yaptıktan sonra 1911 tarihli bir yasa uyarınca 'bebek katili' olarak damgalanan ve hapse atılan Patience Rousseau, 1,6 milyon dolarlık tazminat kazandı. Avukatı, müvekkilinin 'kadınların Nevada'da oy kullanmasına bile izin verilmeden önce yürürlükte olan' bir yasa maddesinden mahkum edildiğini belirtti.
Gelişmenin Arka Planı
Patience Rousseau'nun davası, ABD'de kadınların üreme hakları ve ceza adaleti sistemi arasındaki gerilimi gözler önüne seriyor. Olay, Rousseau'nun düşük yapmasının ardından hamileliğini sonlandırdığı iddiasıyla suçlanmasıyla başladı. Nevada'da 1911 yılında kabul edilen ve o dönemde kadınların oy hakkına sahip olmadığı bir dönemde yasalaşan bir kanun maddesi, düşük yapmayı 'cinayet' olarak nitelendiriyordu. Bu yasa, yıllar içinde değiştirilmeden kalmış ve savcılar tarafından Rousseau'ya karşı kullanılmıştı.
Rousseau, yargılama sonucunda 'bebek katili' olarak etiketlenerek hapis cezasına çarptırıldı. Avukatı, müvekkilinin bu suçlamayı kabul etmediğini ve düşüğün doğal bir süreç olduğunu savundu. Dava sürecinde, tıbbi kanıtların yetersizliği ve yasanın çağ dışılığı sık sık gündeme geldi. Rousseau'nun avukatı, "Bu yasa, kadınların oy kullanma hakkına bile sahip olmadığı bir dönemde yazılmıştı. Bugün hala bu yasayla insanları mahkum etmek akıl almaz" ifadelerini kullandı.
Uzun süren hukuk mücadelesinin ardından mahkeme, Rousseau'ya 1,6 milyon dolar tazminat ödenmesine karar verdi. Karar, Nevada'daki yargı sistemi ve yasama organı için de bir uyarı niteliği taşıyor. Zira benzer durumdaki kadınların da benzer hak ihlallerine maruz kalabileceği belirtiliyor. Karar sonrası açıklama yapan Rousseau, "Adalet yerini buldu ama yaşadığım travma ve damgalanma asla silinmeyecek" dedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'de 2022'de Yüksek Mahkeme'nin Roe v. Wade kararını bozmasının ardından, eyaletler arasında kürtaj ve düşük yasaları konusunda büyük farklılıklar oluştu. Nevada gibi bazı eyaletlerde eski yasalar hala yürürlükte ve kadınların üreme hakları tehdit altında. Bu dava, ABD'de kadın hakları savunucuları tarafından bir dönüm noktası olarak görülüyor. Benzer davaların diğer eyaletlerde de açılabileceği ve çağ dışı yasaların gözden geçirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Uluslararası alanda ise, kadın hakları örgütleri ABD'deki bu tür davaları yakından takip ediyor. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi, geçmişte bu tür yasaların kadınlara yönelik ayrımcılık olduğunu ve uluslararası insan hakları hukukuna aykırı olduğunu belirtmişti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de benzer davalarda kadınların lehine kararlar vermişti. Ancak ABD'de eyalet yasaları federal düzeyde garanti altında olmadığı için, bu tür ihlallerin önlenmesi zorlaşıyor.
Rousseau'nun kazandığı tazminat, maddi bir telafi olsa da, yaşadığı psikolojik ve sosyal zararın karşılığı değil. Kadın hakları savunucuları, bu kararın emsal teşkil etmesini ve benzer mağduriyetlerin önüne geçilmesini umut ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de kadın hakları ve üreme sağlığı konuları sıklıkla tartışılıyor. ABD'de yaşanan bu dava, Türkiye'deki yasal çerçeveyle doğrudan örtüşmese de, kadınların yargı sistemi içinde karşılaştığı zorluklara dair küresel bir örnek teşkil ediyor. Türkiye'de kürtaj 10. haftaya kadar yasal olsa da, pratikte erişim zorlukları ve hekimlerin çekinceleri nedeniyle sorunlar yaşanabiliyor. Ayrıca, kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddetle mücadelede yasal düzenlemelerin etkin uygulanması gerektiği vurgulanıyor. Bu dava, yasaların çağın gerisinde kalmaması ve kadın haklarının korunması gerektiğini bir kez daha gösteriyor. Türkiye'nin de uluslararası standartlara uyum sağlaması ve kadınların üreme haklarını güvence altına alması bekleniyor.