Uluslararası toplum, işgal altındaki Batı Şeria'da yasa dışı Yahudi yerleşimlerini genişleten İsrail'e yönelik baskıyı artırırken, birçok ülke yerleşimci şiddetine karışan kişi ve kuruluşlara yaptırım uyguluyor. Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu liderliğindeki aşırı sağcı koalisyon hükümeti, yerleşimleri finanse etmeye ve yeni yerleşim birimlerinin inşasını onaylamaya devam ediyor. Bu gelişmeler, Filistin topraklarındaki insanlık dramını derinleştirirken, uluslararası hukukun ve BM kararlarının açık ihlali olarak görülüyor.
Gelişmenin Arka Planı: Yaptırımlar ve Tepkiler
Son haftalarda ABD, İngiltere, Kanada ve Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik şiddet eylemlerine karışan Yahudi yerleşimcilere yönelik yaptırım kararları aldı. Yaptırımlar, seyahat yasakları ve varlıkların dondurulmasını içeriyor. Amnesty International ise 26 Kasım'da yayımladığı kapsamlı raporda, İsrail'in Batı Şeria'daki politikalarını 'devlet destekli etnik temizlik' olarak tanımladı. Raporda, İsrail'in Filistinli nüfusu zorla yerinden etmek için sistematik olarak şiddet, yıkım ve baskı kullandığı belirtiliyor.
Bu gelişmeler üzerine, İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in uluslararası alanda hedef alındığı görülüyor. Smotrich, yerleşim politikalarının mimarlarından biri olarak biliniyor ve birçok ülke tarafından yaptırım listesine alınması için çağrılar yapılıyor. Buna karşın, İsrail hükümeti yerleşimlere yönelik bütçeyi artırarak, 2024 yılı için yaklaşık 100 milyon dolar ayırdı. Netanyahu, 'Yahudi halkının tarihi topraklarındaki varlığını güçlendirme' söylemiyle bu politikayı savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Artan Gerilim ve Yalnızlık
İsrail'in yerleşim politikaları, sadece Filistin topraklarında değil, tüm Orta Doğu'da gerilimi tırmandırıyor. Batı Şeria'da her geçen gün artan yerleşimci saldırıları, Filistin yönetimi ile İsrail arasında doğrudan çatışma riskini artırıyor. Öte yandan, uluslararası toplumun yaptırım çabaları, İsrail'i diplomatik olarak yalnızlaştırma potansiyeli taşıyor. Ancak ABD'nin Netanyahu hükümetine verdiği askeri ve siyasi destek, yaptırımların etkisini sınırlıyor. BM Güvenlik Konseyi'nde yapılan oylamalarda ABD'nin veto yetkisini kullanması, İsrail aleyhine kararların çıkmasını engelliyor. Bu durum, uluslararası hukukun üstünlüğü ve BM'nin prestiji açısından ciddi bir sınav oluşturuyor.
Bölgedeki diğer aktörlerin tutumu da dikkat çekiyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, normalleşme sürecinde İsrail'e yaklaşırken, Filistin meselesindeki tutumlarını netleştirmekte zorlanıyor. Bu durum, Arap kamuoyunda Filistin davasına verilen desteği sorgulatıyor. Hamas ve diğer silahlı grupların tepkisi ise şiddet döngüsünü körüklüyor. İsrail'in son dönemde Gazze'ye yönelik saldırıları, uluslararası kamuoyunda büyük tepki çekerken, Batı Şeria'daki yerleşim politikaları da benzer bir infial yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği tarihsel destekle bu süreçte önemli bir aktör konumunda. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, uluslararası platformlarda İsrail'in yerleşim politikalarını kınamakta ve Filistin yönetimine destek vermektedir. Ancak Türkiye'nin bu konudaki etkisi, İsrail'le son dönemde geliştirdiği ekonomik ve diplomatik ilişkilerle sınırlanmaktadır. Ankara, hem Filistinlilere insani yardım sağlamak hem de İsrail'i uluslararası alanda yalnızlaştırmak için çaba göstermektedir. Bölgesel bir güç olarak Türkiye, Orta Doğu'da kalıcı barış için iki devletli çözümü savunmakta ve BM nezdinde girişimlerde bulunmaktadır. Bu gelişmeler, Türkiye'nin dış politikasında Filistin dosyasının ne kadar kritik olduğunu bir kez daha göstermektedir.