Japonya'nın Hiroşima kentine atom bombası atılışının 81. yıldönümünde, sağ kalanlar olarak bilinen hibakusha'lar hem fiziksel olarak yok oluyor hem de dünya onların nükleer silahsızlanma çağrılarına giderek daha duyarsız hale geliyor. Bu yılki anma törenleri, İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda 6 Ağustos 1945'te atılan bombanın dehşetini ilk elden anlatabilecek tanıkların hızla azaldığı bir dönemde gerçekleşiyor. Ortalama yaşları 85'i aşan hibakusha'ların sayısı her geçen yıl azalırken, nükleer silahların yayılması ve modern jeopolitik gerilimler, onların hayatta kalma mücadelesini daha da anlamlı kılıyor. Bu haber, hem geçmişin acılarını hem de geleceğin risklerini gözler önüne seriyor.
Hibakusha'ların Azalan Sesleri ve Artan Tehditler
Japon hükümetinin verilerine göre, Mart 2025 itibarıyla hibakusha olarak tanınan ve hükümetten sağlık yardımı alan kişilerin sayısı 100 binin altına düştü. 1980'de 372 bin olan bu sayı, her yıl ortalama 10 bin kişinin hayatını kaybetmesiyle hızla azalıyor. Bu kişilerin çoğu, radyasyonun yol açtığı kanser, lösemi ve kalp hastalıkları gibi uzun vadeli sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor. Hiroşima ve Nagazaki'deki anma törenlerine katılan hibakusha sayısı da her yıl azalıyor; bu yılki törenlere sadece birkaç yüz kişi katılabildi.
Hibakusha'ların anlattıkları, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından birini oluşturuyor. Patlamanın ardından yaşananlar, kelimelerle tarif edilemez bir acı ve kaos içeriyor: binlerce insanın anında buharlaşması, yanıklar ve radyasyon hastalıkları, hayatta kalanların maruz kaldığı ayrımcılık ve damgalanma. Onların tanıklıkları, nükleer silahların asla kullanılmaması gerektiğinin en güçlü kanıtı olarak kabul ediliyor. Ancak dünya, bu tanıklıklara rağmen nükleer silahlanma yarışını sürdürüyor.
Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması (TPNW) 2021'de yürürlüğe girmesine rağmen, nükleer silaha sahip ülkelerin hiçbiri bu anlaşmaya taraf değil. ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail, nükleer cephaneliklerini modernize etmeye ve genişletmeye devam ediyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün (SIPRI) 2025 raporuna göre, dünya genelinde yaklaşık 12 bin 500 nükleer savaş başlığı bulunuyor ve bu sayı, Soğuk Savaş dönemindeki zirveden düşük olsa da, tehdit hala çok büyük.
Nükleer Silahların Küresel Yükselişi ve Anlaşmazlıklar
Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, nükleer savaş korkusunu yeniden alevlendirdi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in nükleer tehditleri, Avrupa'da ve dünyada büyük bir endişe yarattı. Aynı şekilde, Kuzey Kore'nin nükleer denemeleri ve balistik füze testleri, bölgesel istikrarsızlığın ana kaynaklarından biri olmaya devam ediyor. İran'ın nükleer programına ilişkin müzakereler ise tıkanmış durumda. Bu gelişmeler, hibakusha'ların uyarılarının ne kadar haklı olduğunu ortaya koyuyor: Nükleer silahların yayılması, insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük varoluşsal tehditlerden biri.
Japonya Başbakanı Fumio Kishida, anma töreninde yaptığı konuşmada, nükleer silahsızlanma konusundaki kararlılığını yineledi ve dünya liderlerini Hiroşima'yı ziyaret etmeye çağırdı. Ancak eleştirmenler, Japonya'nın ABD'nin nükleer şemsiyesi altında olması nedeniyle nükleer silahsızlanma konusunda samimi olmadığını savunuyor. Bu ikilem, hibakusha'ların sesinin neden daha fazla yankı bulamadığını da açıklıyor. Dünya, geçmişin derslerini unutuyor gibi görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, nükleer silahların yayılması konusunda uzun süredir hassas bir denge politikası izlemektedir. NATO üyesi olarak ittifakın nükleer paylaşım düzenlemelerine dahil olan Türkiye, İncirlik Üssü'nde konuşlu ABD nükleer silahlarına ev sahipliği yapıyor. Bu nedenle, nükleer silahsızlanma tartışmaları Türkiye'nin güvenlik politikalarını doğrudan etkilemektedir. Öte yandan, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak nükleer silahsızlanma çağrılarına destek vermesi, Orta Doğu'da İsrail'in nükleer silahlarına karşı tutarlı bir duruş sergilemesi açısından önemlidir. Hibakusha'ların tanıklıkları, Türkiye'nin nükleer güvenlik konusundaki duruşunu gözden geçirmesi için bir fırsat sunmaktadır. Ancak Türkiye'nin öncelikli gündemi, kendi güvenlik endişeleri ve bölgesel istikrardır.