Franklin Templeton'ın kıdemli yatırım stratejisti Katrina Dudley, küresel tahvil piyasasındaki satış dalgasının devam edeceğini ve enflasyonun merkez bankalarını yüksek faiz oranlarını korumaya zorlayacağını söyledi. Bloomberg Television'da yayınlanan "Bloomberg Brief" programında konuşan Dudley, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) Eylül ayında yapacağı toplantıya ilişkin öngörülerini de paylaştı. Dudley'e göre, enflasyonun hedefin üzerinde seyretmeye devam etmesi, tahvil getirilerinin uzun süre yüksek kalmasına neden olacak.
Küresel Tahvil Piyasasında Satış Dalgası
Son haftalarda gelişmiş ülke tahvil piyasalarında belirgin bir satış baskısı gözlemleniyor. ABD 10 yıllık Hazine tahvil getirisi yüzde 4,5'in üzerine çıkarak son yılların en yüksek seviyelerini test etti. Benzer şekilde Almanya, İngiltere ve Japonya'da da uzun vadeli tahvil getirileri yükseliş eğiliminde. Bu durum, yatırımcıların enflasyonun kalıcı olabileceğine ve merkez bankalarının para politikasını gevşetmekte acele etmeyeceğine ilişkin endişelerini yansıtıyor.
Dudley, bu satış dalgasının arkasında yatan temel etkenin güçlü ekonomik veriler olduğunu belirtiyor. Özellikle ABD'de işgücü piyasasının dirençli seyri ve tüketici harcamalarındaki canlılık, ekonominin yavaşlama sinyali vermediğini gösteriyor. Bu da Fed'in faiz indirimlerine başlamak için acele etmeyeceği beklentisini güçlendiriyor.
Fed'in Eylül Toplantısı Beklentileri
Fed yetkilileri, enflasyonun yüzde 2 hedefine doğru sürdürülebilir bir şekilde ilerlediğine dair daha fazla kanıt görmek istiyor. Dudley, Eylül toplantısında faiz oranlarında bir değişiklik beklenmediğini, ancak Fed Başkanı Jerome Powell'ın yapacağı açıklamaların geleceğe yönelik sinyaller açısından kritik önem taşıdığını ifade etti. Piyasalar, Fed'in bu yıl içinde yalnızca bir faiz indirimi yapabileceği ihtimalini fiyatlıyor.
Uzmanlar, küresel tahvil piyasasındaki satış dalgasının gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetlerini de etkilediğini vurguluyor. Yüksek getiriler, gelişmekte olan ülke para birimleri üzerinde baskı oluşturabilir ve sermaye akımlarını olumsuz etkileyebilir. Türkiye gibi yüksek dış finansman ihtiyacı olan ülkeler, bu durumdan daha fazla etkilenebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel tahvil getirilerindeki artış, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için önemli riskler barındırıyor. Yüksek getiriler, yabancı yatırımcıların gelişmiş ülke tahvillerine yönelmesine neden olarak Türkiye'ye sermaye girişini zorlaştırabilir. Bu durum, TL üzerinde baskı yaratabilir ve enflasyonla mücadeleyi olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, Türkiye'nin uyguladığı sıkı para politikası ve rezerv birikimi, dış şoklara karşı dayanıklılığı artırmaya yönelik önemli adımlar olarak değerlendiriliyor. Ancak küresel finansal koşullardaki sıkılaşmanın devam etmesi, Türkiye'nin cari açık finansmanını zorlaştırabilir ve ekonomik büyüme üzerinde aşağı yönlü riskler oluşturabilir.