Washington — 11 Eylül sonrası savaşların simgesi haline gelen travmatik beyin yaralanmaları (TBI), savaş alanının değişmesiyle birlikte yerini yeni bir yara türüne bırakıyor: insansız hava araçlarının (İHA) neden olduğu yaralanmalar. ABD Gaziler İşleri Bakanlığı'nın (VA) verilerine göre, 2000-2020 yılları arasında hizmet veren gazilerin yaklaşık %7'sinde TBI tespit edildi. Ancak uzmanlar, İHA savaşının getirdiği yeni tehditlerin, özellikle patlayıcı maddelerin ve yönlendirilmiş enerji silahlarının, farklı ve daha karmaşık yaralanmalara yol açtığını belirtiyor. Bu değişim, tıbbi ve yasal sistemlerin de kendini yeniden şekillendirmesini zorunlu kılıyor.
İmza Yaralarının Evrimi: IED'lerden İHA'lara
11 Eylül sonrası savaşlarda el yapımı patlayıcılar (IED), ABD askerlerinin karşılaştığı en büyük tehditlerden biriydi. Bu patlayıcılar, travmatik beyin yaralanmalarını savaşın "imza yarası" haline getirdi. Ancak son yıllarda İHA'lar, savaş alanında giderek daha fazla kullanılıyor ve bu da yeni yaralanma türlerine yol açıyor. İHA'ların taşıdığı patlayıcılar, geleneksel IED'lere göre daha hassas ve daha büyük yıkım gücüne sahip olabiliyor. Ayrıca, İHA'ların neden olduğu yaralanmalar sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik de olabiliyor. Askerler, sürekli gözetim altında olma ve aniden saldırıya uğrama korkusuyla yaşıyor, bu da travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) vakalarını artırıyor.
VA'nın 2022 raporuna göre, İHA saldırılarına maruz kalan gazilerde TSSB oranı, diğer gazilere göre %30 daha yüksek. Bu durum, VA'nın yeni yaralanma türlerini tanıma ve tedavi etme konusunda yetersiz kalabileceği endişelerini doğuruyor. Ayrıca, İHA'ların neden olduğu yaralanmaların belgelenmesi ve tazmin edilmesi süreci, IED'lere göre daha karmaşık olabiliyor çünkü saldırının kaynağı ve niteliği her zaman net olmayabiliyor.
Hukuki ve Tıbbi Sistemlerde Uyum Sorunu
VA'nın yanı sıra, askeri sağlık sistemi ve gaziler için yasal haklar konusunda çalışan avukatlar da yeni yaralanma türlerine uyum sağlamakta zorlanıyor. Örneğin, İHA saldırıları sonucu oluşan yaralanmaların "hizmetle bağlantılı" olduğunun kanıtlanması, IED'lerde olduğu kadar kolay değil. Çünkü İHA saldırıları genellikle uzaktan gerçekleşiyor ve askerin doğrudan maruz kaldığı patlama kaydedilemiyor. Bu durum, gazilerin tazminat ve sağlık hizmetlerine erişimini zorlaştırıyor.
VA, bu sorunu aşmak için 2023'te yeni yönergeler yayınladı ve İHA saldırılarına maruz kalan gazilerin de TBI ve TSSB gibi yaralanmalar için otomatik olarak değerlendirilmesini sağladı. Ancak uzmanlar, bu yönergelerin uygulanmasında hala sorunlar olduğunu belirtiyor. Özellikle, İHA saldırılarının sıklığı ve yoğunluğu konusunda yeterli veri bulunmaması, nedensellik bağının kurulmasını zorlaştırıyor.
Öte yandan, İHA savaşının getirdiği bir diğer yenilik de "yönlendirilmiş enerji silahları" (DEW) gibi yeni silah sistemlerinin kullanımı. Bu silahlar, mikrodalga veya lazer gibi enerji türlerini kullanarak fiziksel temas olmadan yaralanmalara yol açabiliyor. Bu tür yaralanmaların belirtileri genellikle iç kulak hasarı, baş ağrısı ve bilişsel bozukluklar şeklinde ortaya çıkıyor ve geleneksel tıbbi görüntüleme yöntemleriyle tespit edilmesi zor olabiliyor. VA, bu tür yaralanmaları da kapsayacak şekilde araştırmalarını genişletme çabasında.
Küresel Boyut: İHA Savaşının Yaygınlaşması
İHA kullanımı sadece ABD ile sınırlı değil; Rusya-Ukrayna savaşı, Yemen ve Libya gibi çatışma bölgelerinde de İHA'lar yoğun şekilde kullanılıyor. Bu durum, dünya genelinde askerlerin ve sivillerin maruz kaldığı yaralanma türlerini de değiştiriyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, İHA saldırılarının sivil kayıplar üzerindeki etkisine dikkat çekiyor ve bu tür silahların kullanımına ilişkin uluslararası hukuki çerçevenin yetersiz olduğunu vurguluyor.
Türkiye de son yıllarda İHA teknolojisine büyük yatırım yapmış ve SİHA'ları (silahlı insansız hava araçları) hem kendi güvenlik operasyonlarında hem de ihracatta etkin şekilde kullanıyor. Bu durum, Türkiye'nin İHA savaşının geleceğinde önemli bir aktör olmasını sağlıyor. Ancak, İHA kullanımının artması, beraberinde yeni güvenlik ve etik sorunları da getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son yıllarda insansız hava araçları (İHA) alanında önemli bir güç haline geldi. Bayraktar TB2 ve AKINCI gibi SİHA'lar, hem iç güvenlik operasyonlarında hem de Suriye, Libya ve Karabağ gibi bölgelerde etkin şekilde kullanıldı. Bu gelişme, Türkiye'nin savunma sanayii ve dış politikası açısından stratejik bir avantaj sağlıyor. Ancak İHA savaşının yaygınlaşması, Türkiye'nin de bu alandaki yaralanma türleri ve gazilerinin sağlık ihtiyaçları konusunda yeni politika ve altyapı geliştirmesini gerektiriyor. Ayrıca, İHA teknolojisinin ihracatı, Türkiye'nin uluslararası ilişkilerinde önemli bir koz olurken, etik ve hukuki tartışmaları da beraberinde getiriyor. Türkiye'nin bu alandaki deneyimi, küresel İHA savaşının şekillenmesinde belirleyici olabilir.