İngiltere'nin Dover ve Portsmouth limanlarında geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen göçmen karşıtı protestolar, ülkedeki küçük teknelerle gelen düzensiz göçmenlere yönelik artan öfkenin bir yansıması olarak dikkat çekti. BBC muhabiri Daniel Sandford, iki eylem arasındaki bağlantıyı ve protestocuların ortak motivasyonlarını analiz etti. Olaylar, Başbakan Rishi Sunak hükümetinin göçmen politikalarını sıkılaştırma çabalarına rağmen, Manş Denizi'ni geçmeye çalışan göçmen sayısındaki artışın toplumda yarattığı huzursuzluğu gözler önüne serdi.
Protestoların Arka Planı ve Ortak Noktaları
Dover'da Cumartesi günü düzenlenen eylemde, aşırı sağ grupların da katılımıyla yüzlerce kişi, Manş Denizi'ni küçük teknelerle geçerek İngiltere'ye ulaşan göçmenlere karşı sloganlar attı. Protestocular, hükümetin sınır kontrolünü sağlayamadığını ve göçmenlerin ülkeye yasadışı yollardan girmesine göz yumduğunu savundu. Portsmouth'ta ise Pazar günü benzer bir eylem gerçekleşti; burada da katılımcılar, göçmenlerin barındırıldığı otellere yönelik tepkilerini dile getirdi. Her iki protestoda da ortak tema, "işgal" ve "istila" gibi söylemlerle göçmen karşıtı duyguların körüklenmesiydi.
Daniel Sandford'a göre, bu iki eylem arasındaki bağlantı, sosyal medya üzerinden organize edilen ve hızla yayılan bir hareketin parçası olmaları. Protestoların organizatörleri arasında, göçmen karşıtı grupların yanı sıra, ekonomik sıkıntılardan ve kamu hizmetlerindeki yetersizliklerden şikayetçi olan yerel halk da bulunuyor. Ancak Sandford, şiddet olaylarının yaşanmamasının ve polisin tutumunun dikkat çekici olduğunu belirtiyor. Yine de, bu tür eylemlerin ülkedeki kutuplaşmayı derinleştirdiği ve göçmen toplulukları üzerinde korku yarattığı bir gerçek.
İngiltere'de küçük teknelerle gelen göçmen sayısı son yıllarda rekor seviyelere ulaştı. 2022'de 45.000'den fazla kişi Manş Denizi'ni geçerek ülkeye girdi; 2023'te bu sayı 29.000'e düşse de hükümetin vaat ettiği "sıfır tolerans" politikası henüz meyvelerini vermedi. Hükümet, Ruanda'ya göçmen gönderme planını hayata geçirmeye çalışıyor ancak yasal engellerle karşılaşıyor. Muhalefet ve insan hakları örgütleri ise bu politikaları insanlık dışı olarak nitelendiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İngiltere'deki göçmen karşıtı protestolar, Avrupa genelinde yükselen sağ popülizmin bir parçası olarak görülüyor. Fransa, İtalya, Macaristan ve Polonya gibi ülkelerde de benzer söylemlerle iktidara gelen veya güçlenen partiler, göçmenleri ekonomik ve kültürel bir tehdit olarak gösteriyor. Avrupa Birliği, göç yükünü adil bir şekilde paylaşmak için yeni bir mekanizma üzerinde çalışsa da, üye ülkeler arasında görüş ayrılıkları devam ediyor. İngiltere'nin Brexit sonrası göç politikaları, AB ile ilişkileri de geriyor; zira AB, İngiltere'nin Ruanda planının uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunuyor.
Küresel ölçekte ise, iklim değişikliği, savaşlar ve yoksulluk nedeniyle yerinden edilen insan sayısı her geçen gün artıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, dünyada 100 milyondan fazla insan zorla yerinden edilmiş durumda. Bu durum, gelişmiş ülkelerde göçmen karşıtı tepkileri körüklüyor ve siyasi istikrarsızlığa yol açıyor. İngiltere'deki protestolar, bu küresel krizin yerel bir yansıması olarak değerlendirilebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'deki göçmen karşıtı protestolar, doğrudan Türkiye'yi hedef almasa da, Avrupa'daki göçmen karşıtı rüzgarların güçlenmesi Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Suriye, Afganistan ve diğer ülkelerden gelen milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapıyor ve bu yükü Avrupa ile paylaşmak için yıllardır mücadele ediyor. Avrupa'da artan göçmen karşıtlığı, Türkiye'nin AB ile yürüttüğü göç mutabakatını ve vize serbestisi diyalogunu olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin kendi içinde de göçmen karşıtı söylemlerin yükselmesi, toplumsal gerilimleri artırma potansiyeli taşıyor. Bu nedenle, Avrupa'daki gelişmeleri dikkatle izlemek ve göç yönetiminde insan haklarına saygılı, kapsayıcı politikalar geliştirmek kritik önemde.