ABD Hazine Bakanlığı'nın tahvil piyasasında geri alım programını genişleteceğine yönelik sinyaller, doların küresel piyasalarda değer kaybetmesine neden oldu. Perşembe günü dolar endeksi (DXY) yüzde 0,4 düşerek 104,3 seviyesine gerilerken, yatırımcılar Hazine'nin bu hamlesinin piyasadaki likidite koşullarını değiştirebileceği endişesiyle riskli varlıklardan çıkış yaptı. Söz konusu gelişme, Fed'in faiz politikasına ilişkin belirsizliklerin sürdüğü bir dönemde, küresel finansal istikrar açısından yeni bir sınav anlamına geliyor.
Hazine'nin Tahvil Alım Planı Neden Endişe Yaratıyor?
ABD Hazine Bakanlığı, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, devlet tahvillerinde likiditeyi artırmak amacıyla 10 yıllık ve daha uzun vadeli senetlerde alım yapmayı değerlendirdiğini bildirmişti. Bu program, 2024 yılında başlatılan ve piyasa yapıcıların bilançolarındaki stresi azaltmayı hedefleyen geri alım sisteminin bir devamı olarak görülüyor. Ancak bu kez kapsamın genişletilmesi, yatırımcılar tarafından "Hazine'nin borç yönetiminde daha aktif bir rol üstlenmek istediği" şeklinde yorumlandı.
Uzmanlar, bu tür bir müdahalenin dolar üzerinde baskı yaratabileceğini, çünkü Hazine'nin tahvil alımlarının piyasaya dolar enjekte etmek anlamına geldiğini belirtiyor. Ayrıca, Fed'in bağımsızlığına gölge düşürebileceği endişesi de dile getiriliyor. Atlanta merkezli bir yatırım danışmanlığının baş ekonomisti Mark Williams, "Investing.com"a verdiği demeçte, "Bu, maliye politikası ile para politikası arasındaki sınırın daha da bulanıklaştığı anlamına geliyor. Piyasalar, böyle bir durumda doların satın alma gücünün erozyona uğrayacağını fiyatlıyor" dedi.
Hazine Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada ise planın, piyasa işleyişini iyileştirmek ve borçlanma maliyetlerini düşürmek amacını taşıdığı, bunun doların değerini hedefleyen bir adım olmadığı vurgulandı. Ancak piyasa katılımcıları, bu tür açıklamaların genellikle piyasayı sakinleştirmeye yönelik olduğunu ve asıl önemli olanın uygulamanın nasıl yapılacağı olduğunu ifade ediyor.
Küresel Piyasalara Yansımalar ve Doların Geleceği
Doların değer kaybı, gelişmekte olan ülke para birimlerini görece desteklerken, emtia fiyatlarında da yükselişe yol açtı. Altının ons fiyatı yüzde 1 artışla 2.370 dolara çıkarken, Brent petrol varil başına 83 doların üzerine tırmandı. Öte yandan, ABD 10 yıllık tahvil faizi 5 baz puan düşerek yüzde 4,68'e geriledi; bu durum, tahvil fiyatlarının yükseldiği anlamına geliyor.
Avrupa ve Asya borsalarında karışık bir seyir izlendi; Tokyo Nikkei endeksi yüzde 0,2 değer kaybederken, Avrupa'nın önde gelen endeksleri yatay seyretti. Uzmanlar, Hazine'nin bu adımının küresel likidite koşullarını etkileyebileceği ve özellikle dolar borçlanması yüksek olan gelişmekte olan ülkeler için yeni riskler oluşturabileceği uyarısında bulunuyor.
Doların seyrinde belirleyici olan bir diğer faktör ise Fed'in faiz indirimi takvimi. CME FedWatch aracına göre, Eylül ayında bir faiz indirimi ihtimali yüzde 70'e ulaşmış durumda. Hazine'nin tahvil alımları, Fed'in bu yöndeki adımlarını tamamlayıcı bir etki yaratırsa doların zayıflaması hız kazanabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye ekonomisi için dolaylı ama önemli etkiler taşıyor. Doların küresel çapta değer kaybetmesi, gelişmekte olan piyasalara yönelik risk iştahını artırarak Türkiye'ye yönelik sermaye akışlarını destekleyebilir. Öte yandan, Türkiye'nin dış borcunun büyük bir kısmı dolar cinsinden olduğundan, doların zayıflaması borç yükünü hafifletebilir. Ancak bu durum geçici ise, Türkiye'nin kronik cari açık sorunu nedeniyle kırılganlıkları devam ediyor. Hazine'nin tahvil alımlarının piyasada yarattığı belirsizlik, gelişen ülke para birimlerinde oynaklığı artırabilir; bu da Türkiye'nin ihracatçıları için kur riskini yönetmeyi zorlaştırabilir. Yine de, Türkiye'nin son dönemde uyguladığı rasyonel politikalar ve rezerv birikimi, olası bir küresel şoka karşı direnci artırmış durumda.