Doğu Afrika'da yıllardır süren muhalefete rağmen, Uganda ve Tanzanya arasında inşa edilen 1440 kilometrelik (900 mil) bir petrol boru hattının tamamlanmak üzere olduğu ve beraberinde getirdiği çevresel ve sosyal risklerin tüm boyutlarıyla ortaya çıktığı belirtiliyor. Uganda ve yurtdışındaki kampanyacılar, petrol akmaya başlamadan önce projeyi durdurmak için son bir hamle yapıyor. Proje, Doğu Afrika Ham Petrol Boru Hattı (EACOP) olarak adlandırılıyor ve Uganda'nın batısındaki Albert Gölü bölgesinde bulunan petrol rezervlerini Tanzanya'nın Hint Okyanusu kıyısındaki Tanga limanına taşımayı hedefliyor. Boru hattı, bu iki ülkenin yanı sıra uluslararası enerji şirketleri tarafından destekleniyor, ancak çevre aktivistleri ve yerel topluluklar projenin iklim değişikliğine katkıda bulunacağını, biyolojik çeşitliliği tehdit edeceğini ve binlerce kişiyi yerinden edeceğini savunuyor.
Projenin Arka Planı ve Gelişimi
Uganda, 2006 yılında Albert Gölü bölgesinde önemli petrol rezervleri keşfetti. Ülkenin toplam petrol rezervlerinin 6,5 milyar varil olduğu tahmin ediliyor, ancak bunun yalnızca 1,4 milyar varilinin ticari olarak çıkarılabilir olduğu düşünülüyor. Petrolün uluslararası pazarlara ulaştırılması için bir boru hattı inşa edilmesi gerekiyordu. Başlangıçta Kenya üzerinden bir güzergah düşünüldü, ancak Tanzanya güzergahı daha kısa ve daha az tartışmalı olduğu için seçildi. EACOP, 2013 yılında Uganda ve Tanzanya hükümetleri arasında imzalanan bir anlaşmayla resmileşti. Projenin maliyetinin yaklaşık 3,5 milyar dolar olduğu ve 2025 yılına kadar tamamlanmasının planlandığı belirtiliyor. Ancak proje, başlangıcından bu yana çevresel ve sosyal etkileri nedeniyle yoğun eleştirilere maruz kaldı.
Boru hattı, hassas ekosistemlerden geçiyor: Victoria Gölü havzası, Serengeti-Mara ekosistemi ve birçok korunan alan. Ayrıca, 12.000'den fazla kişinin yerinden edilmesi bekleniyor. Kampanyacılar, boru hattının inşasının ormansızlaşmaya, su kaynaklarının kirlenmesine ve yaban hayatının göç yollarının kesilmesine yol açacağını söylüyor. Fransa merkezli TotalEnergies (%62 hisse) ve Uganda devlet petrol şirketi UNOC (%15), Tanzanya devlet petrol şirketi TPDC (%15) ve Çin Ulusal Petrol Şirketi'nin (CNPC) bağlı kuruluşu CNOOC (%8) projenin ana ortakları arasında yer alıyor. TotalEnergies, projeyi "modern standartlarda ve çevresel açıdan sorumlu" olarak nitelendiriyor, ancak aktivistler bu iddiaları ciddi şekilde sorguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Doğu Afrika'nın en büyük enerji altyapı projelerinden biri olan EACOP, yalnızca Uganda ve Tanzanya için değil, tüm bölge için stratejik bir öneme sahip. Ham petrol ihracatı, Uganda'nın ekonomisini çeşitlendirmesine ve Tanzanya'nın transit ülke olarak gelir elde etmesine olanak tanıyacak. Ancak proje, iklim değişikliğiyle mücadele çabalarıyla da çelişiyor. Fosil yakıt projelerine yatırım yapmanın küresel ısınmayı hızlandırdığını savunan çevre örgütleri, EACOP'u iklim krizine katkıda bulunan bir "bomba" olarak tanımlıyor. Avrupa Birliği ve ABD'den bazı siyasetçiler, projeye verdikleri desteği eleştirirken, TotalEnergies'in Fransa'daki mahkemelerde proje nedeniyle yargılandığı davalar da bulunuyor. Öte yandan, Uganda hükümeti, petrol gelirlerinin yoksulluğu azaltma ve kalkınma projelerine aktarılacağını savunuyor. Tanzanya ise boru hattının istihdam yaratacağını ve enerji güvenliğini artıracağını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Doğu Afrika'daki bu petrol projesi, Türkiye'nin enerji politikaları ve Afrika kıtasındaki stratejik çıkarları açısından doğrudan bir etki yaratmasa da, dolaylı olarak dikkate alınması gereken bir gelişmedir. Türkiye, Afrika'da artan nüfuzunu enerji ve altyapı projelerinde de göstermektedir. EACOP, bölgedeki enerji koridorlarının şekillenmesinde önemli bir rol oynayabilir ve Türkiye'nin enerji tedarik kaynaklarını çeşitlendirme hedefiyle örtüşebilir. Ayrıca, Türk müteahhitlik firmaları ve enerji şirketleri, Afrika'daki benzer projelerde yer almak için fırsatlar arayışındadır. Bu nedenle, projenin çevresel ve sosyal risklerine rağmen tamamlanması, bölgedeki enerji dinamiklerini değiştirebilir ve Türkiye için hem iş birliği hem de rekabet alanları açabilir. Ancak projenin iklim etkileri, Türkiye'nin Paris İklim Anlaşması hedefleriyle uyumlu politikalar izlemesi açısından da bir uyarı niteliği taşımaktadır.