Hong Kong'da sosyal hizmet yetkilileri, DNA testini reddettiği için ebeveynleri gözaltına alınan bir bebek için mahkemeden koruma emri talep etti. Polis, çifti Pazartesi günü kentin refah bakanlığının müdahalesi sonrasında gözaltına almıştı. Bebeğin kimlik belgesi bulunmuyor ve ebeveynler, özel hayatın gizliliği gerekçesiyle DNA testi yaptırmayı reddediyor.
Gelişmenin arka planı
Hong Kong'da yeni doğan bebeklerin kayıt altına alınması için DNA testi zorunlu değil, ancak bazı durumlarda yetkililer ebeveynlik bağını doğrulamak amacıyla test talep edebiliyor. Olayda, çiftin daha önce de benzer bir süreçten geçtiği ve bebeğin doğumunun resmî kayıtlara geçirilmediği belirtiliyor. Sosyal yardım yetkilileri, bebeğin sağlığı ve refahı için koruma emri çıkarılmasını istedi.
Çiftin avukatı, müvekkillerinin DNA testini "devletin bireylerin genetik bilgisine erişmesine izin vermeyecekleri" gerekçesiyle reddettiğini açıkladı. Hong Kong’da kişisel veri koruma yasaları son yıllarda güçlendirilmiş olsa da, DNA testi gibi hassas konularda kamu otoriteleri ile bireyler arasında sık sık anlaşmazlık yaşanıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu dava, DNA testinin zorunlu tutulmasının yasal sınırları ve bireysel mahremiyet hakkı arasındaki dengeyi bir kez daha gündeme getirdi. Hong Kong, Çin anakarasındaki uygulamalardan farklı olarak daha sıkı veri koruma kurallarına sahip. Ancak Çin yönetimi, son dönemde biyometrik veri toplama ve gözetim konusunda eleştiriler alıyor. Olay, uluslararası insan hakları örgütlerinin de dikkatini çekti; Amnesty International, DNA testinin zorla yaptırılmasının mahremiyet ihlali olduğunu savunuyor.
Avrupa'da da benzer davalar yaşanmış, örneğin Almanya'da mahkeme, ebeveynlik testinin gönüllülük esasına dayanması gerektiğine hükmetmişti. Bu dava, Hong Kong'un yarı özerk statüsünde bireysel hakların ne kadar korunduğuna dair önemli bir test niteliği taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de nüfus kayıtlarında DNA testi zorunlu olmamakla birlikte, soybağının tespiti davalarında sıkça başvurulan bir yöntemdir. Bu dava, kişisel verilerin korunması ve devletin bireyler üzerindeki gözetim gücü arasındaki hassas dengeyi hatırlatmaktadır. Türkiye’nin son yıllarda Kişisel Verilerin Korunması Kanunu çerçevesinde attığı adımlar, benzer mahremiyet tartışmalarının ülkemizde de yaşanabileceğini göstermektedir. Ayrıca, Türkiye’deki Suriyeli mülteciler gibi belgesiz nüfus gruplarının durumu, Hong Kong’daki bu olayla paralellikler taşımakta ve kayıt dışı doğumların hukuki statüsü konusunu gündeme getirmektedir.