ABD'de 5 Kasım'da yapılacak başkanlık seçimleri yaklaşırken, Demokrat Parti'nin hem Kongre'de hem de Beyaz Saray'da kontrolü ele geçirmesi durumunda eski Başkan Donald Trump'a karşı nasıl bir strateji izleyeceği merak konusu. Parti içindeki tartışmalar, Trump'ın yeniden başkan seçilmesini engellemeye odaklanmış durumda. Ancak Demokratlar, bu kez azil sürecini (impeachment) ana gündem maddesi yapmaktan kaçınıyor. Zira 2019 ve 2021'deki iki azil denemesi, Trump'ı görevden uzaklaştırmaya yetmemiş, aksine tabanını daha da radikalleştirmişti. Bunun yerine, partinin öncelikli hedefi, Trump'ın yeniden seçilmesi halinde demokratik kurumları korumak ve yönetimini denetim altına alacak yasal ve anayasal mekanizmaları güçlendirmek. Strateji, seçmenlere somut vaatlerle gitmek ve Trump'ın olası bir otoriterleşme eğilimine karşı hukuki zemin hazırlamak üzerine kurulu.
Demokratlar, Trump'ın 2020 seçim sonuçlarını tanımaması ve Kongre baskınına zemin hazırlaması gibi olayların ardından, ülkenin geleceği için ciddi bir tehdit oluşturduğunu düşünüyor. Ancak partinin stratejistleri, azil davasının siyasi maliyetinin yüksek olduğunu ve toplumu daha da kutuplaştırdığını kabul ediyor. Bu nedenle, Kongre'de çoğunluk sağlansa bile, Trump'a yönelik yaptırımların hukuki süreçlerden çok, yasama ve denetim mekanizmaları yoluyla işlemesi planlanıyor. Örneğin, Demokratlar, başkanlık yetkilerini sınırlayan ve başkanın bağımsız kurumlara müdahalesini zorlaştıran yeni yasalar çıkarmayı hedefliyor. Ayrıca, Trump'ın görev süresi boyunca yaptığı atamaları geri almak ve federal bürokrasiyi yeniden yapılandırmak da öncelikler arasında.
Bununla birlikte, Demokratlar arasında azil seçeneğinin tamamen rafa kaldırılmadığı da belirtiliyor. Eğer Trump, Kongre'yi ve seçim sürecini engellemeye yönelik yeni bir anayasal ihlalde bulunursa, parti yönetimi azil sürecini yeniden gündeme getirebilir. Ancak bu, son çare olarak görülüyor. Parti liderleri, seçmenlere güvenlik, adalet ve ekonomik iyileşme vaatleri sunarak oy istemeyi daha akıllıca buluyor. Başkan adaylarının da bu stratejiye uygun bir dil kullanması bekleniyor.
Demokratların Yönetim Vizyonu ve Trump ile Mücadele
Demokrat Parti'nin bu stratejisinin arkasında, Trump'ın hukuki sorunlarının birçoğunun eyalet mahkemelerinde devam etmesi ve federal suçlamaların da Yüksek Mahkeme'nin geniş muafiyet kararı sonrası zora girmesi yatıyor. Özellikle, eski başkanın seçimlere müdahale ve gizli belgeler davalarında yargılanmasının seçim sonrasına ertelenmesi, Demokratları daha temkinli olmaya itiyor. Bu nedenle, partinin planları daha çok gelecekte oluşabilecek anayasal krizleri önlemeye ve başkanlık yetkilerinin kötüye kullanımını engellemeye odaklanıyor. Demokratların üzerinde çalıştığı yasal çerçeve, başkanlık affı yetkisinin sınırlandırılması, seçim kurallarının merkezileştirilmesi ve başkanın kendisini kapsayan soruşturmalarda etkisiz olmasını sağlayacak etik kuralları içeriyor.
Anketler, Amerikalı seçmenlerin büyük bir kısmının ülkedeki kutuplaşmadan endişe duyduğunu gösteriyor. Demokratlar, bu endişeyi kendi lehine çevirmeye çalışıyor. "Demokrasiyi koruma" teması, partinin kampanyasının ana eksenlerinden biri haline gelmiş durumda. Ancak bu tema, bazı seçmenler tarafından korku üretmekle eleştiriliyor. Demokratlar ise, Trump'ın yeniden başkan olması durumunda sadece hukukun üstünlüğünün değil, aynı zamanda medya özgürlüğü ve yargı bağımsızlığının da ciddi risk altında olacağını savunuyor.
Uluslararası Sonuçlar ve Demokratların Dış Yaklaşımı
Bu stratejinin sadece iç politikaya etkisi yok. ABD'nin müttefikleri, özellikle NATO ülkeleri ve Avrupa Birliği, Demokratların kazanması halinde Biden yönetiminin uluslararası angajmanına geri dönüleceğini umuyor; ancak Kongre'deki iç hesapların dış politikayı gölgelemesinden de endişeliler. Demokratların önceliği ne kadar içeride olsa da, partinin geleneksel olarak liberal uluslararasıcı çizgisi, müttefiklerle dayanışmayı ve değer temelli bir dış politikayı yeniden öne çıkarabilir. Bununla birlikte, Kongre'deki odaklanmanın Trump'ın mirasıyla mücadeleye dönmesi, dış politika yapımını sekteye uğratabilir. Bu durum, özellikle Orta Doğu ve Avrupa'daki güvenlik meselelerinde ABD'nin geleneksel liderlik rolünü daha da karmaşık hale getirebilir.
Uzmanlara göre, Demokratların izleyeceği agresif yasama takvimi, başkanlık seçiminin hemen ardından başlayacak ve bu süreçte Trump destekçilerinin olası tepkileri yönetilmeye çalışılacak. Bu, ülkenin bölünmüş yapısını daha da derinleştirebilir. Ancak Demokratlar, riskleri göze alarak ABD demokrasisinin dayanıklılığını sağlamanın öncelikli olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD'nin iç siyasi süreçlerindeki bu gelişmeleri yakından izlemekle birlikte, Ankara'nın asıl önem verdiği konu, iki ülke arasındaki savunma iş birliği ve terörle mücadele dosyalarının farklı bir konjonktürde ele alınması olasılığı. Demokratların önceliğinin Trump sonrası toparlanma olması, Türk-Amerikan ilişkilerinde uzun süredir çözülemeyen S-400 ve YPG gibi hassas başlıkların daha hızlı bir şekilde müzakere edilmesine zemin hazırlayabilir. Ancak ABD Kongresi'ndeki yoğun siyasi gündem, bu dosyalarda yapıcı adımlar atılmasını engelleyebilir. Ayrıca, Demokratların insan hakları ve hukukun üstünlüğü konularındaki geleneksel duyarlılığı, Türkiye'ye yönelik eleştirilerin artması riskini de beraberinde getiriyor. Bu nedenle, ilişkilerdeki dalgalanmaların sürmesi beklenebilir; ancak öngörülebilirlik açısından Demokratların uluslararası ittifaklara verdiği önem, Türkiye'nin NATO içindeki konumu nedeniyle bir denge unsuru oluşturabilir.