ABD eski Başkanı Donald Trump'ın beyaz evanjelik Hristiyanlar arasındaki desteği anketlerde zayıflarken, Demokrat Parti içindeki bazı stratejistler bu durumu 2024 ve sonrası seçimlerde kazanç kapısına çevirmeyi tartışıyor. "İsa Mesih Demokratları kazanabilir mi?" sorusu, Amerikan siyasetinin dindar seçmenla olan karmaşık ilişkisini yeniden gündeme taşıyor. Bu başlık, sadece dini bir metafor değil, aynı zamanda Demokratların on yıllardır kaybettiği dindar seçmen kitlesini geri kazanma çabasının bir yansıması.
Hristiyan sağın geleneksel ittifakı ve çatlaklar
1980'lerden bu yana beyaz evanjelik Hristiyanlar, Cumhuriyetçi Parti'nin en sadık seçmen bloklarından biri oldu. Ronald Reagan'dan bu yana her seçimde yüzde 75'in üzerinde Cumhuriyetçi adaylara oy verdiler. Ancak Trump döneminde bu ittifakta gözle görülür bir aşınma yaşandı. Özellikle 6 Ocak 2021 Kongre baskını sonrası bazı dindar liderler Trump'tan uzaklaştı. 2024 seçim anketlerinde ise Trump'ın evanjelikler arasındaki desteği yüzde 68-72 bandına geriledi; bu, 2016 ve 2020'ye kıyasla 5-8 puanlık bir düşüş anlamına geliyor. Bu düşüşün nedenleri arasında Trump'ın kişisel skandalları, göçmen politikalarının İncil'e aykırı bulunması ve ekonomik adaletsizlik vurgusunun dini değerlerle çelişmesi sayılıyor. Ayrıca genç evanjelikler arasında iklim değişikliği ve sosyal adalet gibi konulara artan ilgi, Cumhuriyetçi parti ile aralarına mesafe koyuyor.
Demokratlar ise uzun süredir dindar seçmeni ihmal etmekle eleştiriliyor. Parti içinde "Tanrı'yı kaybettik" tartışmaları 2000'lerden beri sürüyor. Ancak son dönemde bazı Demokrat isimler, dini söylemi yeniden sahiplenmeye başladı. Başkan Joe Biden, Katolik kimliğini sık sık vurguluyor; Senatör Raphael Warnock gibi isimler ise kilise kökenli taban örgütlenmesiyle dikkat çekiyor. "İsa Mesih Demokratları kazanabilir mi?" sorusu, aslında bu arayışın bir özeti. Bazı stratejistler, İsa'nın öğretilerinin (yoksullara yardım, mültecilere kucak açma, barış yanlısı tutum) Demokratların politikalarıyla daha uyumlu olduğunu savunuyor. Bu görüşe göre, dindar seçmenlere "İsa'nın gerçek takipçileri biziz" mesajı verilebilirse, Cumhuriyetçi kale duvarları aşılabilir.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD'deki bu tartışma, küresel dindar sağ hareketlerle de paralellik taşıyor. Brezilya'da Jair Bolsonaro'nun evanjelik desteği, Hindistan'da Hindu milliyetçiliği, İsrail'de dindar Siyonizm, hep dinin siyasi mobilizasyon aracı olarak kullanılmasının örnekleri. ABD'de Demokratların dindar seçmene açılması, sadece Amerikan iç siyasetini değil, aynı zamanda Batı'da din ve sol siyaset arasındaki ilişkiyi de etkileyebilir. Avrupa'da Hristiyan demokrat partiler zaten merkez sağda konumlanırken, sol partiler genellikle seküler bir çizgide. ABD'deki olası bir kayma, Avrupa solu için de ilham kaynağı olabilir. Ancak dinin siyasi araçsallaştırılması, beraberinde riskler de taşıyor: Aşırı dindar söylem, seküler seçmeni kaçırabilir. Bu nedenle Demokratların atacağı adımların dengeli olması gerekiyor.
Öte yandan Trump'ın Hristiyan desteğindeki aşınma, 2024 seçimlerinde kritik eyaletlerde sonucu belirleyebilir. Pensilvanya, Michigan, Wisconsin gibi eyaletlerde dindar işçi sınıfı seçmeninin oyu, seçim sonucunu doğrudan etkiliyor. Demokratlar bu seçmenlere ulaşmak için kiliselerle işbirliği yapmayı, dini liderlerle diyalog kurmayı ve ekonomik adalet mesajını dini referanslarla harmanlamayı planlıyor. Ancak parti içinde güçlü bir seküler kanat, bu tür bir açılıma karşı çıkıyor. "İsa Mesih Demokratları kazanabilir mi?" sorusu, aslında partinin kimlik krizi ve geleceği üzerine bir tartışma.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu iç siyasi tartışma, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de küresel dindar siyasetin yükselişi ve dinin siyasi mobilizasyonu, Türkiye'nin de yakından takip ettiği bir olgu. Türkiye, hem Batı ile ilişkilerinde hem de bölgesel politikalarında din faktörünü dikkate alıyor. ABD'de Demokratların dindar seçmene yönelmesi, uzun vadede ABD'nin Ortadoğu politikalarında dini söylemin daha fazla öne çıkmasına yol açabilir. Bu da Türkiye'nin bölgesel müttefiklik ilişkilerini etkileyebilir. Ayrıca, küresel ekonomik dalgalanmalar ve ABD seçimlerinin sonucu, Türkiye ekonomisi için de önemli. Dindar seçmenin oyu, ABD'nin dış yardım ve ticaret politikalarını şekillendirebilir; bu da Türkiye'nin ekonomik çıkarlarını dolaylı yoldan etkiler. Türkiye, ABD'deki siyasi değişimleri yakından izleyerek, dindar seçmenin yükselişini kendi lehine çevirecek diplomatik adımlar atabilir.