Demokratik Parti'nin kontrolündeki bir grup eyalet, Başkan Donald Trump'ın posta yoluyla kullanılan oy pusulalarına getirdiği yeni kısıtlamaların durdurulması için ABD Yüksek Mahkemesi'ne başvurdu. Eyaletler, Trump'ın imzaladığı başkanlık kararnamesinin, ABD Posta Servisi'nin (USPS) posta oyu kullanacak seçmenlerin eyalet bazlı listelerini kullanmasını zorunlu kıldığını ve bunun seçim sürecine müdahale anlamına geldiğini savunuyor. Hukuk mücadelesi, yaklaşan başkanlık seçimleri öncesinde oy kullanma prosedürlerinin mahkeme kararıyla şekillenmesine yol açabilir. Başvuru, seçim güvenliği ile oy hakkı arasındaki hassas dengeyi bir kez daha gündeme getirdi.
Gelişmenin arka planı
Başkan Trump'ın geçtiğimiz haftalarda imzaladığı ve 'Seçim Bütünlüğü'nü Koruma' adı verilen kararname, ABD Posta Servisi'ne, posta oyu kullanmak isteyen seçmenlerin kayıtlı oldukları eyaletlerdeki güncel seçmen listelerini kullanma zorunluluğu getiriyor. Kararname, posta oylarının geçerliliğini artırmayı ve sahteciliği önlemeyi hedefliyor. Ancak Demokratik Parti yönetimindeki Kaliforniya, New York, Pensilvanya gibi eyaletler, bu uygulamanın seçmen haklarını ihlal ettiğini ve özellikle azınlık grupları ile düşük gelirli vatandaşları orantısız şekilde etkileyerek oy kullanma oranlarını düşürebileceğini iddia ediyor.
Demokrat eyaletlerin Yüksek Mahkeme'ye yaptığı başvuruda, kararnamenin Anayasa'nın seçimlerin eyaletler tarafından yönetilmesi ilkesine aykırı olduğu, federal hükümetin bu alandaki yetkisini aştığı vurgulanıyor. Ayrıca, Posta Servisi'nin bu yeni kuralı uygulamak için yeterli altyapıya sahip olmadığı, bunun posta oylarının gecikmesine ve binlerce oyun geçersiz sayılmasına yol açabileceği belirtiliyor. Eyaletler, acil bir karar alınmasını talep ederek, bu uygulamanın seçim gününe kadar askıya alınmasını istiyor.
Yüksek Mahkeme'nin önümüzdeki günlerde bu başvuruyu ele alması bekleniyor. Mahkeme'nin muhafazakar çoğunluğunun kararnameyi destekleme olasılığı yüksek görünse de, geçmişte oy hakkı konularında verdiği kararlarda dengeli bir tutum sergilemiş olması tarafları umutlandırıyor. Bu dava, 2000'deki Bush-Gore krizinden bu yana seçim hukukunun en tartışmalı dosyalarından biri olma potansiyeli taşıyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu hukuki mücadele yalnızca ABD iç siyasetini değil, demokrasinin temel taşları olan seçim güvenliği ve oy hakkı konularında uluslararası bir yankı uyandırıyor. Posta oyu, özellikle pandemi sonrası dönemde birçok ülkede yaygınlaşan bir uygulama haline geldi. Avrupa ülkeleri, Kanada ve Avustralya gibi ülkeler, posta oyunun güvenliğini artırmak için benzer önlemler alırken, ABD'deki bu tartışmanın uluslararası seçim gözlemcileri tarafından yakından takip edilmesi bekleniyor.
Seçim sistemlerine olan güven, hem iç demokrasinin işleyişi hem de ülkelerin uluslararası itibarı açısından kritik öneme sahip. Uzmanlar, ABD'deki bu kararın, dijital oylama teknolojileri de dahil olmak üzere seçim süreçlerinin geleceği üzerinde belirleyici bir etki yaratabileceğine dikkat çekiyor. Ayrıca, liberal demokrasilerin yükselen popülizm karşısında gösterdiği direncin bir testi olarak da görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu hukuki tartışma, Türkiye'nin de yakından izlediği bir gelişme. Seçim güvenliği ve posta oyu konularının, Türkiye'nin kendi seçim sistemine olası etkileri açısından değerlendirilmesi gerekiyor. Türkiye, posta oyunu belirli durumlarda (yurt dışı seçmenler için) kullanıyor; ancak bu yöntemin yaygınlaştırılması tartışmalı bir konu. ABD'deki mahkeme kararı, Türk hukukçuları ve siyasetçileri için önemli bir emsal teşkil edebilir. Ayrıca, ABD'nin iç siyasi istikrarı, küresel piyasalar ve uluslararası ilişkiler üzerinde doğrudan etkili olduğundan, Türk dış politikasını da yakından ilgilendiriyor. Türkiye'nin, ABD'deki seçim sürecinin şeffaflığı ve güvenliği konusundaki tartışmaları kendi demokratik kurumlarını güçlendirme yolunda bir fırsat olarak görmesi mümkün.