ABD'de sol siyasetin en önemli sorunlarından biri, demokratik sosyalist adayların iddialarının aksine işçi sınıfından yeterli oy alamaması. Graham Platner'ın analizine göre, bu adayların destekçileri orantısız biçimde varlıklı ve elit eğitimli kesimlerden oluşuyor. Bu durum, ilerici hareketlerin tabanıyla söylemleri arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor.
Gelişmenin Arka Planı
2020 ABD başkanlık seçimlerinde Bernie Sanders'ın demokratik sosyalist çizgisi, genç ve eğitimli beyaz seçmenler arasında güçlü bir destek bulmuş ancak işçi sınıfına mensup Hispanik ve Afrikalı Amerikalı seçmenlerde beklenen ilgiyi görmemişti. Pew Araştırma Merkezi'nin 2021 verilerine göre, demokratik sosyalistleri destekleyenlerin medyan hane geliri 85.000 dolar iken, genel nüfus ortalaması 67.000 dolardı. Aynı şekilde, bu gruptaki üniversite mezunu oranı %54 ile genel nüfustaki %37'nin oldukça üzerinde.
Bu eğilim, yalnızca ABD'ye özgü değil. Britanya'da Jeremy Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi'nin 2019 seçim hezimeti de benzer bir tablo çizmişti: Yüksek eğitimli kentli seçmenler Corbyn'i desteklerken, geleneksel işçi sınıfı oyları Muhafazakar Parti'ye kaymıştı. Almanya'da Die Linke de benzer bir kırılma yaşıyor; parti Doğu Almanya kökenli düşük gelirli seçmenlerle batılı eğitimli aktivistler arasında sıkışmış durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Küresel ölçekte demokratik sosyalist hareketlerin bu demografik çelişkisi, sol popülizmin sınırlarını gösteriyor. Latin Amerika'da ise durum farklı: Bolivya'daki MAS, Meksika'daki Morena gibi partiler işçi sınıfı tabanını koruyor. Ancak ABD ve Avrupa'da sol partilerin giderek bir 'eğitimli kentli seçmen partisi' haline gelmesi, sınıf temelli siyasetin krizine işaret ediyor. Bu durum, geleneksel sol-sağ ayrımının yerini eğitim ve kültür temelli bir bölünmeye bırakmasıyla ilişkilendiriliyor.
Uzmanlar, demokratik sosyalistlerin ekonomik mesajlarının işçi sınıfına ulaşamamasının nedenlerini araştırıyor. Kültürel meselelere aşırı vurgu yapılması, göçmen karşıtı söylemler benimsenmemesi gibi etmenler, mavi yakalı seçmenlerin bu partilere mesafeli durmasına yol açıyor. Öte yandan, Trump ve benzeri sağ popülistlerin korumacı ticaret politikaları ve sosyal güvenlik vaatleri, işçi sınıfını etkili bir şekilde cezbediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de sol partilerin demografik tabanı da benzer bir dönüşüm geçiriyor. CHP'nin kentli eğitimli seçmenlerle sınırlı kalması, HDP'nin ise etnik tabanlı siyaseti, klasik sınıf siyasetinin zayıfladığını gösteriyor. ABD'deki bu eğilim, Türkiye'deki sol partilere işçi sınıfına yönelik somut ekonomik politikalar geliştirme ve kültürel söylem ile sınıf temelli söylem arasında denge kurma gerekliliğini hatırlatıyor. Aksi halde, küresel popülist dalganın Türkiye'deki yansımaları karşısında sol partilerin daha da marjinalleşmesi kaçınılmaz olabilir.