Danimarka'da yaşayan Myanmar uyruklu bir kadın, ülkedeki askeri cuntanın azınlıklara karşı işlediği iddia edilen savaş suçları nedeniyle pazartesi günü Danimarka makamlarına suç duyurusunda bulundu. Chin azınlığına mensup Ngun Siang Dim, köyünde 40 evin yandığını gördüğünü ve askerlerin sivillere yönelik saldırılarına tanık olduğunu belirterek, faillerin hesap vermesi çağrısında bulundu. Bu başvuru, Myanmar ordusunun 2021 darbesinden bu yana işlediği uluslararası suçlara karşı yurt dışında açılan davalara bir yenisini ekliyor.
Olayın Arka Planı ve İddialar
Ngun Siang Dim, Myanmar'ın batısındaki Chin Eyaleti'ne bağlı bir köyde yaşarken, 2021 yılında ordunun iktidarı ele geçirmesinin ardından bölgede yoğun çatışmalar yaşandı. Dim, köyünün askerler tarafından basıldığını, evlerin ateşe verildiğini ve sivillerin zorla yerinden edildiğini ifade ediyor. Danimarka'ya mülteci olarak yerleşen Dim, yaşadıklarını belgeleyerek Danimarka savcılığına sundu. Dilekçesinde, Myanmar ordusunun Chin halkına yönelik sistematik saldırılarını ve bu saldırıların savaş suçu ve insanlığa karşı suç teşkil ettiğini savunuyor.
Myanmar ordusu, 1 Şubat 2021'de seçimle iş başına gelen hükümeti devirerek yönetime el koymuştu. O tarihten bu yana ülke genelinde direniş hareketleri ve ordu ile silahlı gruplar arasında çatışmalar sürüyor. Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları örgütleri, ordunun özellikle Rohingya, Kachin, Karen ve Chin gibi azınlıklara yönelik ağır ihlaller gerçekleştirdiğini raporluyor. Ancak uluslararası alanda cuntaya yönelik yaptırımlar sınırlı kalmış durumda.
Danimarka, evrensel yargı yetkisi kapsamında, vatandaşı olmayan kişilerin yurt dışında işlediği ağır suçları soruşturma hakkına sahip. Ülke daha önce de Suriye ve Ruanda gibi ülkelerde işlenen suçlarla ilgili davalara bakmıştı. Dim'in başvurusu, Danimarka makamlarının Myanmar cuntasına yönelik ilk somut adımı olabilir. Uzmanlar, bu tür davaların uluslararası baskıyı artırabileceğini ancak cuntanın işbirliği yapmaması nedeniyle yargılamanın zorlu olacağını belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Myanmar'daki askeri yönetim, uluslararası alanda giderek yalnızlaşıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, cuntaya yönelik silah ambargosu konusunda anlaşmazlık yaşıyor; Çin ve Rusya gibi daimi üyeler, askeri yönetime destek vermeye devam ediyor. Buna karşılık Avrupa Birliği ve ABD, cunta liderlerine yönelik yaptırımları sürdürüyor. Danimarka'daki dava, bireysel suç duyuruları yoluyla uluslararası hukukun işletilmesi açısından önemli bir örnek teşkil ediyor.
Güneydoğu Asya'da istikrarsızlık, bölgesel güvenlik ve ekonomik kalkınmayı olumsuz etkiliyor. Myanmar, ASEAN üyesi olmasına rağmen örgütün cuntaya yönelik tutumu zayıf kalmış durumda. Çin'in Myanmar'daki yatırımları ve stratejik projeleri, Pekin'in cuntaya olan desteğinin ardındaki temel nedenler arasında. Bu durum, Batılı ülkelerin Myanmar politikalarında etkisiz kalmasına yol açıyor. Danimarka'daki başvuru, Çin ve Rusya'nın veto tehdidi nedeniyle BM'de ilerleme sağlanamayan konularda alternatif adalet arayışlarının bir parçası.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Myanmar'ın Rohingya karşıtı eylemleriyle ilgili olarak sınırlı bir soruşturma yürütüyor ancak Myanmar UCM'ye taraf olmadığı için yargı yetkisi tartışmalı. Bu nedenle ulusal mahkemelerde açılan davalar, cezasızlıkla mücadelede önemli bir araç haline geliyor. Danimarka gibi ülkelerde açılan davalar, mağdurlar için umut kapısı olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Myanmar'daki insani krize yönelik olarak bölgesel ve küresel platformlarda aktif bir tutum sergilemedi. Ancak Türkiye'nin evrensel yargı yetkisi konusundaki tutumu ve mültecilere yönelik politikaları, bu tür davaların dolaylı olarak Türk dış politikasını etkileyebileceğini gösteriyor. Türkiye, son yıllarda Suriye ve Irak'ta işlenen suçlarla ilgili yurt dışında açılan davalara tanık oldu. Danimarka'daki bu başvuru, uluslararası hukukun güçlendirilmesi ve cezasızlıkla mücadele açısından Türkiye'nin de destekleyebileceği bir emsal oluşturuyor. Ayrıca Myanmar'daki istikrarsızlık, Asya-Pasifik bölgesindeki dengeleri etkileyerek Türkiye'nin bölgesel ekonomik ve diplomatik çıkarlarını dolaylı yoldan etkileyebilir.