Danimarka hükümeti, 1960'lı yıllardan 1990'lı yıllara kadar binlerce Grönlandlı Inuit kadın ve kız çocuğuna, adanın nüfusunu kontrol etmeyi amaçlayan bir doğum kontrol programı kapsamında rızaları olmadan rahim içi araç (spiral) takıldığını kabul ederek tarihi bir hatayı resmen tanıdı. Geçtiğimiz günlerde Danimarka, bu uygulama için özür diledi ve mağdurlara tazminat ödenmesini onayladı. Karar, onlarca yıl süren sessizliğin ardından gelen ve Grönland'ın özerk yönetimi ile Danimarka arasında hassas bir sayfa açan bir gelişme olarak kayda geçti.
Zorla Doğum Kontrolü Programının Arka Planı
1960'lı yıllarda Danimarka, Grönland'daki sosyal ve ekonomik sorunlarla baş etmek için nüfus artışını sınırlamayı hedefleyen bir program başlattı. O dönemde Grönland, Danimarka'nın bir kolonisiydi ve 1953'te ilhak edilerek Danimarka Krallığı'nın ayrılmaz bir parçası haline getirilmişti. Ancak adanın yerli halkı olan Inuitler, artan nüfus ve sınırlı kaynaklar nedeniyle Danimarkalı yetkililer tarafından bir 'sorun' olarak görülüyordu. Bu çerçevede, 1960'lar ile 1990'lar arasında, çoğu genç yaşta olan binlerce Inuit kadın ve kız çocuğuna, kendilerine bilgi verilmeden ve rızaları alınmadan rahim içi araç (spiral) takıldı. Uygulama, bazen kız çocuklarının okul çağında, hatta 12-13 yaşlarında gerçekleştiriliyordu. Kadınların bir kısmı yıllar sonra hamile kalamadıklarında veya ciddi sağlık sorunları yaşadıklarında bu durumu öğrenebildi. Programın kaç kadını kapsadığına dair kesin bir sayı olmamakla birlikte, tahminler 4.500 ile 5.000 arasında değişiyor. Bu kadınların birçoğu, yaşadıkları travmayı yıllarca dile getiremedi; kimi ailelerinden ve toplumdan dışlanma korkusuyla sessiz kaldı.
Yıllar Süren Mücadele ve Danimarka'nın Özrü
Grönlandlı kadınların hak arayışı, 2000'li yılların sonlarında ve 2010'larda ivme kazandı. 2019'da 67 kadın, Danimarka hükümetine karşı dava açarak tazminat talep etti. Bu dava, uluslararası kamuoyunda da yankı uyandırdı. Danimarka hükümeti, 2020'de konuyu araştırmak üzere bir komisyon kurdu ancak uzun süre somut bir adım atmadı. Nihayet 2022'de Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, resmi bir özür dileme sinyali verdi ve konunun 'karanlık bir bölüm' olduğunu kabul etti. 2023'te ise Danimarka hükümeti, mağdurlara tazminat ödenmesini onayladı. Tazminat paketinin detayları henüz netleşmemekle birlikte, her bir mağdura 30.000 Danimarka kronu (yaklaşık 4.300 dolar) ödenmesi planlanıyor. Ancak kadın hakları savunucuları, bu miktarın yetersiz olduğunu ve yaşanan travmanın telafi edilemeyeceğini belirtiyor. Öte yandan Danimarka'nın özrü, sadece tazminatla sınırlı kalmayıp, benzer uygulamaların bir daha yaşanmaması için eğitim ve farkındalık programlarını da içeriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu skandal, sadece Danimarka-Grönland ilişkileri açısından değil, aynı zamanda küresel olarak yerli halkların hakları ve kadın sağlığı açısından da önemli bir dönüm noktası. Grönland, 1979'da özerklik kazanmış olsa da, sağlık ve sosyal politikalar üzerinde Danimarka'nın etkisi uzun süre devam etti. Zorla doğum kontrolü uygulamaları, sömürgecilik sonrası dönemde de yerli halklara yönelik ırkçı ve ayrımcı politikaların bir yansıması olarak görülüyor. Benzer şekilde, Kanada'da da Inuit kadınlara yönelik zorla kısırlaştırma vakaları 20. yüzyılın ortalarında yaşanmıştı. Bu tür uygulamalar, yerli halkların üreme haklarına yönelik sistematik müdahalelerin bir parçası olarak tarihe geçti. Danimarka'nın özrü, diğer ülkeler için de bir emsal teşkil edebilir. Özellikle Peru, Meksika ve bazı Latin Amerika ülkelerinde de benzer zorla doğum kontrolü programları 1990'larda gündeme gelmişti. Uluslararası af örgütü ve Birleşmiş Milletler, bu tür uygulamaları insan hakları ihlali olarak tanımlıyor ve mağdurların tazmin edilmesi çağrısında bulunuyor. Danimarka'nın attığı adım, bu konuda farkındalığı artırabilir ve diğer ülkelere de benzer adımlar atma konusunda baskı oluşturabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Danimarka'nın Grönlandlı kadınlara yönelik zorla doğum kontrolü uygulaması, Türkiye'nin doğrudan bir tarafı olmadığı için dış politika gündeminde öncelikli bir yer tutmasa da, küresel kadın hakları ve yerli halkların korunması bağlamında önemli dersler içeriyor. Türkiye, son yıllarda kadın sağlığı ve üreme hakları konusunda tartışmalı politikalar izlerken, bu tür tarihsel ihlallerin açığa çıkması, benzer uygulamaların önlenmesi için uluslararası işbirliğinin önemini gösteriyor. Ayrıca Türkiye, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi çerçevesinde yerli halkların haklarına ilişkin sözleşmelere taraf olarak, bu tür ihlallerin mağdurlarının hak arayışlarını destekleyebilir. Öte yandan, Danimarka'nın özrü, sömürgecilik sonrası dönemde Avrupa ülkelerinin geçmişleriyle yüzleşmesi açısından bir örnek teşkil ediyor; Türkiye'nin de kendi tarihindeki benzer konulara yaklaşımı, uluslararası alanda itibarını etkileyebilir.