Küresel yapay zeka (AI) yatırım dalgasının finansal sürdürülebilirliği, ünlü finans profesörü Aswath Damodaran'ın uyarılarıyla yeniden gündeme geldi. NYU Stern Kerschner Ailesi Finans Eğitimi Başkanı Damodaran, özellikle CoreWeave gibi ölçek büyütme yarışındaki şirketlerin borçlanma stratejilerinin ciddi riskler barındırdığını belirtti. Bloomberg Television'da Emily Graffeo ve Romaine Bostick'in sorularını yanıtlayan Damodaran, yapay zekâ devriminin getirdiği fırsatların yanı sıra borç kaynaklı kırılganlıklara da dikkat çekti.
Küçük oyuncular borç batağında
Damodaran, CoreWeave'in durumunu değerlendirirken "Borç gerçek bir sorun olabilir" ifadesini kullandı. Bulut bilişim ve yapay zekâ altyapısı sunan CoreWeave, son dönemde büyük altyapı yatırımlarını finanse etmek için ağırlıklı olarak borçlanma yoluna gitmişti. New Jersey merkezli şirketin, Nvidia ve diğer teknoloji devleriyle yaptığı anlaşmalar sayesinde hızla büyümesi, bu borç yükünün boyutunu da artırdı. Damodaran, bu tür şirketlerin nakit akışlarının borç yükümlülüklerini karşılayamaması durumunda "tehlikeli bölge"ye girebileceğini söyledi.
Finans profesörü, büyük teknoloji şirketleri için ise aynı endişeyi taşımadığını dile getirdi. Apple, Microsoft ve Alphabet gibi devlerin güçlü bilançoları ve istikrarlı nakit akışları sayesinde borç yüklerinin yönetilebilir olduğunu vurguladı. Damodaran, "Büyük oyuncular için sorun görmüyorum" diyerek, ölçek avantajının bu şirketlere finansal esneklik sağladığını sözlerine ekledi.
Yapay zekâ yatırım döngüsünün geleceği
Damodaran'ın uyarıları, küresel piyasalarda yapay zekâ yatırımlarına yönelik artan iyimserliğin gölgesinde geldi. Son iki yılda üretken yapay zekâ teknolojilerine olan ilgi, veri merkezleri ve çip üretim tesislerine milyarlarca dolarlık yatırımları beraberinde getirdi. Ancak bu yatırımların geri dönüşü henüz belirsizliğini koruyor. Uzmanlar, yapay zekâ altyapısının maliyetli doğasının, özellikle borçla büyüyen şirketler için sürdürülebilirlik riskleri yaratabileceğini belirtiyor.
Damodaran, konuşmasında ayrıca yapay zekâ yatırım döngüsünün olgunlaşma sürecine girdiğini ve bu dönemde finansal disiplinin önem kazandığını ifade etti. "Piyasa, yapay zekânın potansiyelini fiyatlamaya devam ediyor; ancak her teknolojik devrimde olduğu gibi, abartılı değerlemeler ve borçla büyüme kaçınılmaz olarak bazı kayıplara yol açacaktır" dedi.
Bloomberg TV'deki söyleşide Damodaran, yatırımcılara yapay zekâ şirketlerinin bilançolarını yakından incelemeleri tavsiyesinde bulundu. "Nakit akışı yaratma kapasitesi, borçluluk oranı ve müşteri sözleşmelerinin kalitesi, bu şirketlerin uzun vadeli hayatta kalmasında kritik rol oynayacak" diye konuştu.
Bölgesel ekonomik etkiler
Yapay zekâ altyapısına yönelik devasa yatırımlar, yalnızca ABD'de değil, Avrupa ve Asya'da da enerji kaynakları, iş gücü ve finansal kaynaklar üzerinde baskı oluşturuyor. Veri merkezlerinin enerji tüketimi, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde elektrik fiyatlarını etkilerken, Çin ve Hindistan gibi ülkeler de kendi yapay zekâ altyapılarını geliştirmek için büyük bütçeler ayırıyor. Damodaran'ın uyarıları, bu küresel rekabette finansal sürdürülebilirliğin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Uzman görüşleri, yapay zekâ sektörünün bir 'balon' içinde olup olmadığı tartışmalarını da alevlendirmiş durumda. Bazı analistler, mevcut değerlemelerin abartılı olduğunu savunurken, diğerleri bu teknolojinin uzun vadeli üretkenlik artışıyla kendini haklı çıkaracağını öne sürüyor. Damodaran ise orta yolcu bir yaklaşımla, sektörün 'seçici bir şekilde' ilerleyeceğini ve güçlü temelleri olmayan oyuncuların eleneceğini öngörüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, yapay zekâ altyapısı konusunda henüz gelişmekte olan bir ülke konumunda. Devlet destekli girişimler ve özel sektör yatırımları artsa da, ülkenin bu alandaki finansal derinliği sınırlı. Damodaran'ın uyarıları, Türkiye'nin yapay zekâ yatırımlarını borçlanma yerine, sürdürülebilir kaynaklarla finanse etmesi gerektiğine işaret ediyor. Ayrıca, küresel yapay zekâ sektöründe yaşanabilecek olası bir daralma, Türkiye'ye yönelik teknoloji transferlerini ve doğrudan yabancı yatırımları olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye'nin, kendi yerli yapay zekâ ekosistemini güçlendirirken makroekonomik istikrarı koruması büyük önem taşıyor.