Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenecek olan 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde Fiji'nin başkenti Suva'da gerçekleştirilen Pasifik ön-COP zirvesinde konuşan Türkiye İklim Bakanı, zengin ülkelerin savunma harcamalarına ayırdığı kaynakların çok üzerinde bir bütçeyi iklim kriziyle mücadeleye ayırması gerektiğini vurguladı. Bakan, "İklim sorunu güvenlik sorunudur" diyerek, iklim değişikliğinin ulusal güvenlik ve küresel istikrar üzerindeki etkisine dikkat çekti. Bu açıklama, NATO üyelerinin savunma harcamalarını GSYH'lerinin %5'ine çıkarma taahhüdünü hatırlatarak, iklim finansmanının savunma bütçeleriyle kıyaslanması açısından dikkat çekici bir çağrı olarak öne çıktı.
İklim finansmanı ve savunma harcamaları arasındaki uçurum
Türkiye İklim Bakanı'nın çağrısı, gelişmiş ülkelerin iklim finansmanı konusundaki taahhütlerini yerine getirme konusundaki isteksizliğine yönelik eleştirilerin bir parçası. Gelişmiş ülkeler 2009'da Kopenhag'da yılda 100 milyar dolar iklim finansmanı sağlama sözü vermişti; bu hedefe ancak 2022'de ulaşılabildi. Öte yandan NATO üyeleri, 2023 Vilnius Zirvesi'nde savunma harcamalarını GSYH'nin en az %2'sine çıkarma taahhüdünü yineledi; bazı ülkeler ise %5 hedefini tartışmaya başladı. İklim kriziyle mücadele için gereken yıllık finansman ihtiyacı ise trilyonlarla ifade ediliyor. Bakan, bu tutarsızlığa işaret ederek, iklim değişikliğinin yarattığı güvenlik risklerinin (deniz seviyesi yükselmesi, kuraklık, göç, kaynak savaşları) savunma harcamalarının öncelikleri arasında yer alması gerektiğini savundu.
Fiji'deki zirve, Pasifik Adaları Forumu üyelerinin iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler olarak seslerini duyurmaya çalıştığı bir platform oldu. Türkiye'nin COP31 ev sahibi olarak bu tür bir çağrıyı dile getirmesi, gelişmekte olan ülkelerin iklim adaleti taleplerine destek olarak yorumlandı. Bakan ayrıca, iklim finansmanının sadece devlet bütçelerinden değil, özel sektör ve uluslararası finans kuruluşlarından da sağlanması gerektiğini belirtti.
Küresel iklim diplomasisinde dengeler
COP31, 2026 yılında Türkiye'nin ev sahipliğinde toplanacak. Bu, Türkiye'nin ilk kez bir iklim zirvesine ev sahipliği yapması anlamına geliyor. Zirvenin ana gündem maddeleri arasında iklim finansmanı, fosil yakıtlardan çıkış ve uyum stratejileri yer alacak. Türkiye, hem gelişmekte olan ülkelere destek sağlama hem de kendi yeşil dönüşümünü hızlandırma konusunda kritik bir konumda. Bakanın Fiji'deki açıklamaları, Türkiye'nin iklim müzakerelerinde gelişmekte olan ülkelerin yanında yer alma ve iklim adaletini savunma yönündeki pozisyonunu güçlendiriyor. Ancak, Türkiye'nin kendi iklim performansı ve fosil yakıt bağımlılığı da uluslararası kamuoyunda tartışılıyor. Bu çağrı, aynı zamanda Batılı ülkelere yönelik bir eleştiri olarak da okunabilir: savunmaya ayrılan devasa bütçelerin iklim için seferber edilmesi gerektiği mesajı, küresel güvenlik anlayışının yeniden tanımlanması talebini içeriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin COP31 ev sahibi olarak iklim finansmanı konusunda zengin ülkelere yönelik bu çağrısı, Türk dış politikasında çok taraflı iklim diplomasisini güçlendirme ve gelişmekte olan ülkelerle dayanışma stratejisinin bir parçası. Fiji'deki mesaj, Türkiye'nin iklim değişikliğini bir güvenlik meselesi olarak tanımlayarak NATO içindeki savunma harcamaları tartışmalarına dolaylı bir eleştiri getiriyor. Ayrıca, iklim finansmanının artırılması, Türkiye'nin yeşil dönüşüm için ihtiyaç duyduğu uluslararası kaynaklara erişimini kolaylaştırabilir. Ancak Türkiye'nin kendi karbon ayak izi ve enerji politikaları, bu tür çağrıların inandırıcılığını etkileyebilir. Yine de bu çıkış, Türkiye'nin küresel iklim yönetişiminde daha aktif bir rol oynama ve Batı ile ilişkilerinde yeni bir müzakere başlığı açma potansiyeli taşıyor.